| ||
"ZİNCİR MAĞAZALARIN ZARARLARI" hareketi zincir mağazalardan zarar görmüş üretici ve tüketicilerin oluşturduğu bir platformdur. Üreticiler ve tüketicilerin zincir mağazalar ile ilgili yaşadığı sorunlar ve uğradıkları zararlar bu blogda yayınlanacaktır. zincirmagazalarinzararlari@gmail.com
26 Ekim 2010 Salı
Elektronik mağaza zincirlerine karşı, İzmirli beyaz eşya satıcıları, birleşerek savaşacak.
BÜYÜK MAĞAZALARDAN ÜRETİCİYE BASKI VAR
AVM'lerden şikâyetçi olmayan sektör yok
Baharattan, mobilya sektörüne, beyaz eşyadan tekstil sektörüne kadar AVM'lerden memnun olan sektör yok
Fahri Sarrafoğlu/Dünya Bülteni
Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, büyük mağazalar çoğalırken, rekabetin azaldığını vurguladı. Böyle devem etmesi halinde AVM'lerin tek başına piyasanın aktörü olacağını belirten Palandöken, Perakende Yasası'nın acilen çıkarılması gerektiğini kaydetti. TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, yaptığı açıklamada perakende piyasasının kurallarının hala konulmamasının zararını esnafın ve vatandaşın çektiğini belirtti. Kuralsızlığın esnaf ve sanatkarı bitirme noktasına getirdiğini dile getiren Palandöken, perakende piyasasında rekabet kalmadığının altını çizdi. Hallerden 3 TL'ye çıkan domatesin hipermarketlerde 10 TL'ye satıldığını vurgulayan Palandöken, bu durumdan esnafın da, vatandaşın da zarar gördüğünü kaydetti.
KİRA FİYATLARINI YÜKSELTİYOR
Konfeksiyon ve tekstil sektörü son yıllarda perakende alanında da önemli gelişmeler kaydetti. Özellikle birbiri ardına açılan yeni alışveriş merkezleri (AVM), iç pazarda daralma yaşayan şirketlere yeniden canlılık kazandırdı. Ancak, her yeni AVM ile birlikte metrekare kira fiyatlarının artması hazır giyimcilerin maliyetlerini de artırıyor. Bir markanın 40 dolara kiraladığı yeri bir başkası bir süre sonra 60 dolara kiralarken, Bakırköy bölgesinde fiyatların 250 dolara çıktığı ifade ediliyor. Tekstilcilere göre yabancı firmaların daha çok müşteri çekeceğini düşünen merkezlerde yerli firmalara negatif ayrımcılık yapılıyor
BÜYÜK MAĞAZALARDAN ÜRETİCİYE BASKI VAR
İTO Toptan Gıda Meslek Komite Başkanı ve Meclis Üyesi Ahmet Özer Büyük mağazalardan bazıları ve birçoğu toptancı üzerinden mal almaktan ziyade üreticilerin toptancılara ürün vermemelerine yönelik baskılar yaptığından şikâyet eden Özer, alım güçlerinin çokluğunu tehdit unsuru oluşturduklarını ve bu konuda başarılı da olduklarını söyledi. Özer, üretici firmalar yerel mağazaların çoklu alım güçlerinden kaynaklı yerel mağazalara normal listelerinden satarken toptancıya küçük ve orta ölçekli yerel esnafa daha pahalı fiyatlardan ürün sattıklarından da zarar gördüklerini belirtti. Büyük mağazaların (uluslar arası zincirlerin) her sokak başında mağaza açmasından dolayı yerel küçük esnaf batmakta ve toptancı müşteri sayısı hızla azaldığından da yakınan Özer, sektör sorunlarının çözümünün en başında büyük mağazalar kanunun bir an önce çıkartılıp küçük ve orta ölçekli esnafın tüccarın batması önlenmesini istedi.
BİRLEŞEREK BÜYÜMELİYİZ
İTO Yaşa sebze ve meyve meslek komitesi Meclis Üyesi Mevlüt Yılmaz, sektördeki birleşmelerin aynı zamanda büyük sermaye gruplarının kendilerine yapabilecekleri baskılara karşı da bir direnç noktası oluşturacağını söyledi.Yılmaz, bunun pazarlama boyutunda da faydaları olduğunu dile getirdi. Topluluk olarak hareket etmek, üretimden tüketime kadar olan şema içerisinde üretim ve pazarlama kollarının nihai tüketiciye ulaşacakları zincirde daha fazla söz sahibi olmalarına vesile olacağını belirten Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: " Pazarlama kanallarında dikkat edilmesi gereken diğer bir husus ise; küçük ölçekli paydaşların büyük zincir marketlerin sebze meyve sektörüne gösterdikleri ilginin farkına varmalarıdır. Yapısal olarak küçük görünen birleşmelerin paydaşlarına sağlayacakları esnekliği göz ardı etmemek gerekir. Sektörümüzdeki küçük üretici yada pazarlama ile ilgilenen firmaların birleşerek büyümeleri daha az enerji ile daha çok yol almak anlamına geleceğinden faydalı olacağı kanaatindeyiz. "
BAHARAT SEKTÖRÜ KÜÇÜLÜYOR
İTO Kuru meyve ve sebze meslek komitesi Başkanı ve Meclis Üyesi Ali Budak, Osmanlı'dan beri devam eden baharat sektörünün giderek küçüldüğüne dikkat çekerek AVM'ler yüzünden birçok markanın ve işyerinin ya küçülmeye gittiğini ya da kapandığını söyledi. Budak, büyük alışveriş merkezlerinde sadece ürünün kendisinin sergilendiğini ama ürün hakkında detaylı bilgi verecek kimsenin olmadığını halbuki iyi bir baharatçının hangi baharatın nasıl ve neye iyi geldiğini, nasıl kullanması gerektiğini çok iyi bildiğini ve tüketiciyi yönlendirdiğini sözlerine ekledi.
ZİNCİR MAĞAZALARA DÜZENLEME GETİRİLMELİ
Sektör içerisinde yer alan hediyelik eşya oyuncak, promosyon ürünlerinin zincir mağazalarda satılmasının sektöre fayda değil zarar getirdiğini vurgulayan Hobi Spor ve Bijuteri Meslek Komitesi Üyesi Mehmet Turhan, AVM adıyla bilinen Alışveriş Merkezleri ile ilgili düzenleme olmayışı yüzünden orantısız güç kullanıldığını ve kullanılmaya da devam edildiğini ifade etti. Turhan, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Dünyada zincir mağazacılık tüm ülkelerde ve bizde insanların satın alma tercihlerini tümüyle değiştirmiş, bu değişime kendini organize edenler ayakta kalmış, organize olamayanlar işlerini kaybetmişlerdir. Bu konuda düzenleme yapılacağına dair çalışmalar ağır olarak ilerlemektedir, benim temennim daha hızlı hareket edilmesi ve çıkacak kanunun tatbik edilmesidir."
FABRİKALAR AVM'LERE FARKLI FİYATLAR VERİYORLAR
İTO 73-Halı Kilim ve Yer Kaplamaları Meslek Komitesi Başkanı Fevzi Işıklı, halı sektörünün en büyük sorununun tüketimden fazla üretim olduğuna değinerek üretim fazlasının da fiyat rekabetini hızlandırdığını söyledi. Işıklı, özellikle küçük esnafın fiyat rekabeti yüzünden zorluklar yaşadığını belirterek ellerinde stok olduğu için yüksek fiyatlara aldıkları halıları düşük fiyata satmanın firmaları ciddi şekilde zora soktuğunu kaydetti. . Özellikle fabrika halısı satan iş yerlerinin fabrikalardan yeterli destek göremediklerinden yakınan Işıklı, perakendeci üyelerinin kısır döngü içerisinde olduğunu ifade etti. Işıklı, özellikle marketlerde ve zincir marketlerde bile halı satışının yapıldığının altını çizerek ekmek yanında halı satışı var, bu durum yıllardır halı satışı yapan üyelerimize büyük darbe vurmuştur, dedi.
ELEKTRİKLİ EŞYALARDA PROMOSYON ÇILGINLIĞI
İTO 54 Nolu Elektrikli Ev Aletleri Meslek Komitesi Başkanı Süleyman Nuri Ünal, elektronik ev aletleri sektörünün bir değil birçok sorunu olduğunu dile getirerek marketlerde beyaz eşyanın satılması ve birçok markanın aynı noktada bulunmasının sektörü zora soktuğunu söyledi. Ünal, şikayetlerini şöyle dile getirdi: "Hipermarketlerin şehir dışına çıkarılması, AVM'lerde rekabete aykırı çok düşük ücretlere elektronik marketlere yer kiralanmasının engellenmesi gerekiyor. Yerli üreticilerinin bu marketlere düşük fiyatlarla ürün vermesi AVM çalışma saatlerinin düzenlenmesini istiyoruz."
AVM'LER TEPKİLERE KARŞI VURDUM DUYMAZ
Perakende Yasa Tasarısı'nın bir an evvel çıkmasını beklediklerini belirten TESK Genel Başkanı Palandöken, yurtdışında kuralları konmuş piyasalardan çıkıp Türkiye'ye rant sağlamak için gelenlerin şimdi –'siz neden kural koyuyorsunuz?' diye lobi yaptıklarını ifade etti. "İstihdam yaratıyoruz diyorlar ama esnafın dükkanını kapatmasıyla işsizliğin artmasını sağlıyorlar" diyen Palandöken, işsizliğin önlenmesini değil, küçük sermayeyi yanlarında işçi yapmak istediklerini ileri sürdü. Perekande Yasası çıkmaz ise haksız rekabetin önüne geçilemeyeceğine değinen Palandöken, 2 milyonu aşkın esnafın, yanında çalışanlarıyla birlikte 5 milyon kişinin ekmeğiyle oynandığını ifade etti.
Baharattan, mobilya sektörüne, beyaz eşyadan tekstil sektörüne kadar AVM'lerden memnun olan sektör yok
Fahri Sarrafoğlu/Dünya Bülteni
Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, büyük mağazalar çoğalırken, rekabetin azaldığını vurguladı. Böyle devem etmesi halinde AVM'lerin tek başına piyasanın aktörü olacağını belirten Palandöken, Perakende Yasası'nın acilen çıkarılması gerektiğini kaydetti. TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, yaptığı açıklamada perakende piyasasının kurallarının hala konulmamasının zararını esnafın ve vatandaşın çektiğini belirtti. Kuralsızlığın esnaf ve sanatkarı bitirme noktasına getirdiğini dile getiren Palandöken, perakende piyasasında rekabet kalmadığının altını çizdi. Hallerden 3 TL'ye çıkan domatesin hipermarketlerde 10 TL'ye satıldığını vurgulayan Palandöken, bu durumdan esnafın da, vatandaşın da zarar gördüğünü kaydetti.
KİRA FİYATLARINI YÜKSELTİYOR
Konfeksiyon ve tekstil sektörü son yıllarda perakende alanında da önemli gelişmeler kaydetti. Özellikle birbiri ardına açılan yeni alışveriş merkezleri (AVM), iç pazarda daralma yaşayan şirketlere yeniden canlılık kazandırdı. Ancak, her yeni AVM ile birlikte metrekare kira fiyatlarının artması hazır giyimcilerin maliyetlerini de artırıyor. Bir markanın 40 dolara kiraladığı yeri bir başkası bir süre sonra 60 dolara kiralarken, Bakırköy bölgesinde fiyatların 250 dolara çıktığı ifade ediliyor. Tekstilcilere göre yabancı firmaların daha çok müşteri çekeceğini düşünen merkezlerde yerli firmalara negatif ayrımcılık yapılıyor
BÜYÜK MAĞAZALARDAN ÜRETİCİYE BASKI VAR
İTO Toptan Gıda Meslek Komite Başkanı ve Meclis Üyesi Ahmet Özer Büyük mağazalardan bazıları ve birçoğu toptancı üzerinden mal almaktan ziyade üreticilerin toptancılara ürün vermemelerine yönelik baskılar yaptığından şikâyet eden Özer, alım güçlerinin çokluğunu tehdit unsuru oluşturduklarını ve bu konuda başarılı da olduklarını söyledi. Özer, üretici firmalar yerel mağazaların çoklu alım güçlerinden kaynaklı yerel mağazalara normal listelerinden satarken toptancıya küçük ve orta ölçekli yerel esnafa daha pahalı fiyatlardan ürün sattıklarından da zarar gördüklerini belirtti. Büyük mağazaların (uluslar arası zincirlerin) her sokak başında mağaza açmasından dolayı yerel küçük esnaf batmakta ve toptancı müşteri sayısı hızla azaldığından da yakınan Özer, sektör sorunlarının çözümünün en başında büyük mağazalar kanunun bir an önce çıkartılıp küçük ve orta ölçekli esnafın tüccarın batması önlenmesini istedi.
BİRLEŞEREK BÜYÜMELİYİZ
İTO Yaşa sebze ve meyve meslek komitesi Meclis Üyesi Mevlüt Yılmaz, sektördeki birleşmelerin aynı zamanda büyük sermaye gruplarının kendilerine yapabilecekleri baskılara karşı da bir direnç noktası oluşturacağını söyledi.Yılmaz, bunun pazarlama boyutunda da faydaları olduğunu dile getirdi. Topluluk olarak hareket etmek, üretimden tüketime kadar olan şema içerisinde üretim ve pazarlama kollarının nihai tüketiciye ulaşacakları zincirde daha fazla söz sahibi olmalarına vesile olacağını belirten Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: " Pazarlama kanallarında dikkat edilmesi gereken diğer bir husus ise; küçük ölçekli paydaşların büyük zincir marketlerin sebze meyve sektörüne gösterdikleri ilginin farkına varmalarıdır. Yapısal olarak küçük görünen birleşmelerin paydaşlarına sağlayacakları esnekliği göz ardı etmemek gerekir. Sektörümüzdeki küçük üretici yada pazarlama ile ilgilenen firmaların birleşerek büyümeleri daha az enerji ile daha çok yol almak anlamına geleceğinden faydalı olacağı kanaatindeyiz. "
BAHARAT SEKTÖRÜ KÜÇÜLÜYOR
İTO Kuru meyve ve sebze meslek komitesi Başkanı ve Meclis Üyesi Ali Budak, Osmanlı'dan beri devam eden baharat sektörünün giderek küçüldüğüne dikkat çekerek AVM'ler yüzünden birçok markanın ve işyerinin ya küçülmeye gittiğini ya da kapandığını söyledi. Budak, büyük alışveriş merkezlerinde sadece ürünün kendisinin sergilendiğini ama ürün hakkında detaylı bilgi verecek kimsenin olmadığını halbuki iyi bir baharatçının hangi baharatın nasıl ve neye iyi geldiğini, nasıl kullanması gerektiğini çok iyi bildiğini ve tüketiciyi yönlendirdiğini sözlerine ekledi.
ZİNCİR MAĞAZALARA DÜZENLEME GETİRİLMELİ
Sektör içerisinde yer alan hediyelik eşya oyuncak, promosyon ürünlerinin zincir mağazalarda satılmasının sektöre fayda değil zarar getirdiğini vurgulayan Hobi Spor ve Bijuteri Meslek Komitesi Üyesi Mehmet Turhan, AVM adıyla bilinen Alışveriş Merkezleri ile ilgili düzenleme olmayışı yüzünden orantısız güç kullanıldığını ve kullanılmaya da devam edildiğini ifade etti. Turhan, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Dünyada zincir mağazacılık tüm ülkelerde ve bizde insanların satın alma tercihlerini tümüyle değiştirmiş, bu değişime kendini organize edenler ayakta kalmış, organize olamayanlar işlerini kaybetmişlerdir. Bu konuda düzenleme yapılacağına dair çalışmalar ağır olarak ilerlemektedir, benim temennim daha hızlı hareket edilmesi ve çıkacak kanunun tatbik edilmesidir."
FABRİKALAR AVM'LERE FARKLI FİYATLAR VERİYORLAR
İTO 73-Halı Kilim ve Yer Kaplamaları Meslek Komitesi Başkanı Fevzi Işıklı, halı sektörünün en büyük sorununun tüketimden fazla üretim olduğuna değinerek üretim fazlasının da fiyat rekabetini hızlandırdığını söyledi. Işıklı, özellikle küçük esnafın fiyat rekabeti yüzünden zorluklar yaşadığını belirterek ellerinde stok olduğu için yüksek fiyatlara aldıkları halıları düşük fiyata satmanın firmaları ciddi şekilde zora soktuğunu kaydetti. . Özellikle fabrika halısı satan iş yerlerinin fabrikalardan yeterli destek göremediklerinden yakınan Işıklı, perakendeci üyelerinin kısır döngü içerisinde olduğunu ifade etti. Işıklı, özellikle marketlerde ve zincir marketlerde bile halı satışının yapıldığının altını çizerek ekmek yanında halı satışı var, bu durum yıllardır halı satışı yapan üyelerimize büyük darbe vurmuştur, dedi.
ELEKTRİKLİ EŞYALARDA PROMOSYON ÇILGINLIĞI
İTO 54 Nolu Elektrikli Ev Aletleri Meslek Komitesi Başkanı Süleyman Nuri Ünal, elektronik ev aletleri sektörünün bir değil birçok sorunu olduğunu dile getirerek marketlerde beyaz eşyanın satılması ve birçok markanın aynı noktada bulunmasının sektörü zora soktuğunu söyledi. Ünal, şikayetlerini şöyle dile getirdi: "Hipermarketlerin şehir dışına çıkarılması, AVM'lerde rekabete aykırı çok düşük ücretlere elektronik marketlere yer kiralanmasının engellenmesi gerekiyor. Yerli üreticilerinin bu marketlere düşük fiyatlarla ürün vermesi AVM çalışma saatlerinin düzenlenmesini istiyoruz."
AVM'LER TEPKİLERE KARŞI VURDUM DUYMAZ
Perakende Yasa Tasarısı'nın bir an evvel çıkmasını beklediklerini belirten TESK Genel Başkanı Palandöken, yurtdışında kuralları konmuş piyasalardan çıkıp Türkiye'ye rant sağlamak için gelenlerin şimdi –'siz neden kural koyuyorsunuz?' diye lobi yaptıklarını ifade etti. "İstihdam yaratıyoruz diyorlar ama esnafın dükkanını kapatmasıyla işsizliğin artmasını sağlıyorlar" diyen Palandöken, işsizliğin önlenmesini değil, küçük sermayeyi yanlarında işçi yapmak istediklerini ileri sürdü. Perekande Yasası çıkmaz ise haksız rekabetin önüne geçilemeyeceğine değinen Palandöken, 2 milyonu aşkın esnafın, yanında çalışanlarıyla birlikte 5 milyon kişinin ekmeğiyle oynandığını ifade etti.
22 Ekim 2010 Cuma
Halde 3, mağazalarda 10 liraya satılan domates esnafa zarar veriyor
| |||||||
| Perakende Yasa Tasarısı'nın bir an evvel çıkmasını beklediklerini söyleyen Palandöken, yurtdışında kuralları konmuş piyasalardan çıkıp Türkiye'ye rant sağlamak için gelenlerin 'siz neden kural koyuyorsunuz?' diye lobi yaptığını iddia etti. Yasa çıkmaması halinde 2 milyonu aşkın esnafın ve yanında çalışanların risk altında bulunduğunu belirten TESK Başkanı, "Rekabete dayanamayan esnaf iş yerini kapattığında bunun yansıması devletimize olacaktır. Esnafın katma değer yaratıp vergi verirken, iş ve aş bekleyenler kervanına katılması, sosyal güvenlik şemsiyesinden çıkarak, sağlık harcamalarını devletten beklemesi mi daha iyi? " diye sordu. 2009 yılında açılan 24 yeni AVM ile 41 ildeki toplam sayının 238'e, toplam metrekarenin de 5,7 milyona ulaştığını ifade eden Palandöken, "Organize Perakende Sektörü kuralsız bir şekilde büyüyüp gelişmektedir. Ağustos ayında AVM sayısı 250'ye ulaşırken, 2011 yılında da 313'e çıkması beklenmektedir. Ankara'da 1000 kişiye düşen metrekare Avrupa ülkelerini solladı. Ayrıca, 2 bin 340 süper market, 5 bin 235 yerel marketler zincirinin yanı sıra, bilhassa 'Private Label' ürünleri pazarlayan 3 bin 200 adet indirim market zincirleri ile de mahallelerimiz kuşatıldı." değerlendirmesi yaptı. (CİHAN) | |||||||
17 Ekim 2010 Pazar
Hiper - Grosmarketler Karşısında Bakkal ve Market Esnafının Durumu
Bilindiği üzere Avrupa pazarının doyması ile birlikte ülkemize yönelen yabancı sermayeli marketlerin sayısı büyük şehirlerde hızla artmakta ve holdinglerinde sektöre açılmasıyla birlikte marketçilikte büyük bir rekabet yaşanmaktadır.
Ülke genelinde sayıları yüzbinleri aşan, emek ve sermayesini birleştirerek çalışan bakkal esnaf sayıları giderek artan hiper-grosmarketler karşısında zor duruma düşmekte, kısıtlı finansal imkanlarıyla oluşturmaya çalıştıkları atılımları sonuçsuz kalmakta ve işyerlerini kapatma noktasına gelmektedir.
Bakkal esnafını son yıllarda en çok rahatsız eden ve satış olanaklarını sınırlayan unsurların başında hiper-grosmarketlerin özellikle Büyük Şehirlerin her tarafında ve giderek diğer şehirlerde de çığ gibi artması gelmektedir.
Hiper-grosmarketlerin üretici firmaların miktar indirimli toptan satışları ile de desteklendiği gözlenmektedir. Ayrıca üretici firmalar tarafından çeşitli promasyonlar sağlanarak ve raf kiraları ödenmek suretiyle bu alışveriş merkezleri daha da uygun koşullarla satış yapabilir olanağa eriştirilmekte ve böylelikle daha cazip satış olanağı sunan yerler olarak özendirici bir imaja sokulmaktadır.
Üretici firmalar tarafından daha yüksek fiyatla ürünlerini alan bakkal esnafı ise ürününü satışa sunduğunda müşterisi önünde fiyat artışlarının sorumlusu olarak görülmektedir.
Gelişmiş ülkelerde küçük ve orta ölçekli işletmelerin korunduğu, desteklendiği ve gelişmesinin sağlandığı bilinen bir gerçektir. Hiper-grosmarketlerin bakkallara karşı ezici rekabetlerini önlemek bakımından fevkalade önlemler alındığı da bilinmektedir.
Bu nedenle, bakkal esnafının alış verişlerini büyük ölçüde etkileyen ve büyük şehirlerde açılan hiper-grosmarketlerin şehir merkezlerinde açılması engellemek için gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Hiper-grosmarketler karşısında bakkal ve market esnafının durumu konusunda hazırlamış olduğumuz bu çalışma ile Ülkemizdeki ve diğer ülkelerdeki mevcut durum ve ilgili mevzuat irdelenmiş ve öneriler geliştirilmiştir.
II. HİPER-GROSMARKETLER KARŞISINDA BAKKAL VE MARKET ESNAFININ DURUMU
Devlet tarafından teşvik gören ve her gün bir yenisi eklenen yabancı ve yerli sermayenin oluşturduğu dev mağazalar (Hiper-Grosmarket) ya da mağazalar zinciri küçük esnaf ve sanatkarı özellikle de bakkal ve market esnafını olumsuz yönde etkilemiştir.
Bugün Türkiye ekonomisi içinde çok önemli yer tutan Esnaf ve Sanatkarlar Avrupa Birliği’ne entegrasyon çalışmaları kapsamında şehrin merkezine açılan Hiper-Grosmarket ya da mağazalar zinciri, küçük esnafı kepenk kapatma durumuna getirmiştir. Zaten içinde bulunduğumuz yüksek enflasyonla birlikte ekonomik bir durgunluğun yaşandığı bu dönemde, siftah yapmadan kepenklerini kapatan esnaf ve sanatkar vergisini ödemekte zorlanırken bir de adım başı Hiper ve Grosmarketlerin açılması ve hatta devletten teşvik görmesi küçük esnaf ve sanatkarın özellikle de bakkal, market ve bayi esnafının içinden çıkılmaz sorunu haline gelmiştir. Gelişmiş ülkelerde, Avrupa ve A.B.D’de bu ve benzeri sorunlar en aza indirgenmekte, Devlet küçük esnaf ve sanatkarı koruyucu tedbirler almaktadır.
III. TÜRKİYE’DEKİ MEVCUT DURUM
Bakkal esnaflarımızın en büyük avantajı sayısal çokluğudur. Türkiye’de 2 milyon’u aşan bakkal-bayi esnafı mevcuttur. Bu sayısal çokluk aynı zamanda cirolara da yansımıştır. Ülkemizde bakkal esnafının genel cirodaki payı % 82 civarındadır.
Ülkemizde esnaflarımızın hipermarketler karşısında uyum yasaları olmadığı için 400 metrekare üzerindeki süpermarketlerin ve hipermarketlerin perakende pazardaki payları 1995’de % 10 iken, 1997 ‘de % 14’e ulaşmış ve şu anki gibi hiçbir düzenleme ve sınırlama getirilmez ise 2004 yılında bu payın % 35’e ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Ülkemizde hipermarketlerin tercih edilmesinin temel nedeni haksız rekabetin doğurduğu fiyat indirimidir. Ve bu durum, tüketicilerimizin alışverişlerini hafta sonlarına kaydırmasına yöneltmiş, hafta içi bakkalımızdan sadece çok temel maddeleri almasına yol açmıştır.
Devlet müdahalesinden doğan rekabeti engelleyen sorunlar (devlet yardımları), rekabetin olağan işleyişini bozacak şekilde davranan işletmelerin yarattığı sorunlar (anlaşmalar, uyumlu davranışlar, birleşmeler ve damping), işletmelerin rakiplerine yönelik fiillerine karşılık rakiplerin haksız fiillerinden oluşan sorunlar (klasik anlamda haksız rekabet) ve rekabetin mevcut olmamasından doğan sorunlar (hakim durumun kötüye kullanılması) olarak dört gruba ayrılabilir.
Türkiye’de 4054 sayılı Rekabet Kanunu’nun amacı, mal ve hizmet piyasalarında rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek ve bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır. Bazı durumlarda rekabetin açık ihlali olduğu gibi, bazı vakalar yoruma açıktır. 4054 sayılı Kanunun 4.maddesinin b bendi, eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayrımcılık yapılmasını yasaklamaktadır. Ancak burada üreticilerin münhasır bayileri bu yasaktan muaf tutulmaktadır.
Toptancıların rekabete yönelik olarak belirttikleri bir diğer sorun büyük toptancı ve perakendecilere verilmiş olan teşviklerin bu gruplara getirdiği avantajlardır. Bu sorun aynı zamanda küçük perakendecileri de etkilemektedir. 4054 sayılı Yasanın bu konuya ilişkin bir düzenlemesi bulunmamaktadır. Ancak Avrupa Rekabet Hukuku’na göre, ticari olmayan amaçlarla tahsis edilmiş teşvikler gören bir işletme olmamalıdır, yani Pazar dışında ortaya çıkan etmenlerle ticaret politikaları etkilenmiyor olmalıdır. Sonuç olarak pazarda çeşitli anlaşmalardan kaynaklanan bir esas nedeniyle bir işletme veya işletme grubuna önemli bir öncelik tanınmış olmamalıdır.
4054 sayılı Yasa’nın 7.maddesine göre, bir veya birden fazla teşebbüsün hakim durumu yaratmaya veya hakim durumlarını daha da güçlendirmeye yönelik olarak, ülkenin bütünü veyahut bir kısmında herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde birleşmeleri veya herhangi bir teşebbüsün mal varlığını yahut ortaklık paylarının tümünü veya bir kısmını ya da kendisine yönetimde hak sahibi olma yetkisi veren araçları, miras yoluyla iktisap durumu hariç olmak üzere, devralması hukuka aykırı ve yasaktır.
Avrupa Rekabet Hukuku’na göre de önemli ölçüde aynı olan ürün veya hizmet için uygun sayıda temin kaynağı ve uygun sayıda potansiyel müşteri bulunmalıdır. Hiçbir işletme rakiplerini zorlayabilecek kadar güçlü olmamalıdır, ya da diğer rakip rakiplerin onun ticaretinin en azından küçük bir bölümünü üstlerine alamayacağı kadar büyük olmamalıdır. Ticari politikalarında karşılaştıkları sorunları her işletme rakipleriyle bir anlaşma yapmaksızın kendi başlarına çözmeye çalışmalıdır. Pazara yeni girecek olanlar diğerlerinin daha önce girmiş olmaları dışında başka engellerle karşılaşmamalıdırlar.
IV. DİĞER ÜLKELERDEKİ MEVCUT DURUM VE MEVZUAT
Avrupa’da ikinci dünya savaşından sonra hipermarketlerde genişleme politikaları izlenmiştir. Ve şu an hipermarketleşme Avrupa’da tepe noktasındadır. Doyum noktasına ulaşmıştır. Diğer yandan bu değişimin meydana gelmesi eğitim ve tüketici bilincinin gelişmesine bağlıdır. Ayrıca gelir dağılımının bozuk olduğu bizim gibi ülkelerde bu hipermarketleşme kontrol edilmemektedir. Bu gerçeği yıllar önce gören Avrupa ülkeleri büyük alışveriş merkezlerine ve hipermarketleşmeye sınırlama ve düzenleme getiren yasaları hayata geçirmiştir. Bu gelişmede hipermarket yatırımlarının desteklenmesinin de rolü vardır. 25/05/1998 tarih ve 23297 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Yatırımlarda Devlet Yardımları ve Yatırımları Teşvik Fonu Esasları Hakkında Karar”ın 5.maddesi çerçevesinde hipermarketler, teknopark, bilişim teknolojisi, eğitim,sağlık ve turizm yatırımları da dahil olmak üzere Müsteşarlıkça belirlenecek diğer hizmet yatırımları kapsamında desteklenmektedir. Bu doğrultuda hipermarketlere gümrük vergisi istisnası, yatırım indirimi, makine ve techizat alımında KDV desteği sağlanmaktadır. Doğal ki bu süreçte bakkal esnaflarımızın etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.
Avrupa’da Avrupa Birliğine üye ülkelerde serbest rekabetin etkin bir şekilde devamını sağlamak üzere kurallar düzenlenmiştir. Bu amaçla yapılan düzenlemeler rekabetin haksız olarak engellenmesini ve rekabetin normal işleyişinin bozulmasını önleyici tedbirlerden meydana gelir yani çalışabilir bir rekabet kavramı oluşturur. Avrupa rekabet hukukuna göre dağıtım kanallarındaki rekabetle ilgili olarak mağdur olan tarafı korumaya yönelik tedbirler gereklidir. Bu çerçevede, işletmelerin aralarında yapacakları bir anlaşma ile, ticari ilişkide bulundukları taraflardan birini diğerine göre rekabette daha kötü duruma düşürecek tarzda ayrımcı uygulamada bulunma konusunda uyuşmaları yasaktır. Ayrıca belirli şartlara sahip olmayan münhasır bayilikle dağıtım anlaşmaları da yasaktır.
Amerikan tüketicisinin tüketim kavramına hipermarketler uymamıştır. Amerikalı tüketici uzmanlaşmış küçük perakendecileri tercih etmiş ve Avrupa menşeli hipermarketlere gitmemiştir. Burada en önemli noktada Amerikalı tüketicilerin alışverişleri tek bir noktadan değil değişik noktalardan yapma alışkanlığın olmasıdır. Bu da eğitim ve gelir dağılımı ile büyük perakendeciliğin açılma hızıyla ilgisini ispatlar niteliktedir. Çünkü burada söz edilen tüketici paranın eşit dağıtılması gerektiğine inanmış ve eğitimini bu yönde almıştır.
Amerika’da hipermarketlerin küçük esnafı yok etmesini önlemek için rekabet yasaları çok etkin olarak kullanılmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Sherman, Robinson, Patman ve Clayton Yasaları da birtakım yasaklar getirmiştir. Sherman Yasası, ticareti kısıtlayacak her türlü anlaşma, birleşmenin yanı sıra, iç veya dış ticarette tekelleşmeye yol açacak her türlü faaliyeti yasaklar. Sherman Yasasına göre bir pazarda dağıtım kanalına yönelik olarak, nihai fiyat belirlemek, bazı alıcıları boykot etmek ve farklı fiyat uygulamaları yapmak yasaktır. Nihai fiyatı belirlemeye konu olan yasak, dikey bir ilişki ile bir üreticinin sattığı malın tüketiciye verileceği fiyatı belirlemesi veya yatay bir ilişki ile rakip firmaların biraraya gelip fiyatı belirlemeleridir. Alım ve satış fiyatlarının veya diğer sözleşme koşullarının dolaylı veya dolaysız tespiti, üreticilerin, tedarikçilerin veya perakendecilerin belirli bir mal veya hizmetin satış fiyatı üzerinde önceden anlaşmaya varmaları veya bir mal veya hizmetin alıcıların alım fiyatı üzerinde önceden anlaşmaya varmaları yasaktır. Örneğin bir üretici malını sadece kendisinin koyduğu fiyattan satacağını garantileyen aracılara satıyorsa bu fiyatın arz ve talebe dayalı olarak belirlenmesi ilkesini bozacağı için cezaya tabi olmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi üreticilerin bazı alıcıları boykot etmesi de Sherman Yasasına göre yasaktır. Bir pazarda bir üretici tek başına veya rakipleri ile biraraya gelerek bazı alıcılara satış yapmayı reddediyorsa, bu durum pazarda satıcının alıcıları kontrol gücünü arttıracağından istediği fiyatı koymasını sağlayabileceği için yasaya aykırıdır. Yine bu konuya bağlı olarak, Robinson Patman Yasası’na göre farklı fiyat uygulamaları, örneğin bir üreticinin küçük alıcı ile büyük alıcı arasında indirim farkı yapması yasaktır. Böyle vakalarda genellikle büyüklerin alımda ölçek ekonomisinin arkasına sığınmalarının engellenmesi için olayın tarafsız olarak incelenip bu durumun rekabeti etkileyip etkilenmediğinin takdir edilmesi gerekmektedir. Clayton Yasası da eğer rekabeti engelliyor veya tekelleşmeye yol açıyorsa şirketler arası yönetim ilişkilerini, farklı fiyat uygulamalarını, bağlayıcı anlaşmaları, münhasır bayiliği yasaklar.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Federal Trade Commission Yasası Rekabeti engelleyici tüm davranışları yasaklar. Celler – Kefauver Yasası da rekabeti engelleyici veya tekelleşmeye yol açıcı şirket birleşmeleri veya geriye ileriye yönelik tedarikçi ya da dağıtıcıların birleşmesini yasaklar.
Almanya’da Ticaret Mevzuatının 11.3.Maddesine göre şehir merkezinde hipermarket açılması yasaklanmıştır. Mevcut hipermarketlerin çalışma saat ve günlerinde kısıtlamaya gidilmiş ve ayda bir Cumartesi hariç, Cumartesi günü öğleden sonra ve Pazar günleri çalışma yasağı getirilmiştir.
Fransa’da ilk olarak 1973’de düzenlenen ve daha sonraki yıllarda çeşitli değişikliklere uğrayan Royer Kanunu’na göre bir bölgede perakendeye yönelik bir satış noktasının açılmasına izin vermek için; ilgili tüketici bölgesindeki toplam arz ve talep, bu bölgedeki ve ilgilendirdiği yerleşim alanlarındaki küçük ölçekli perakendecilere etkisi ve küçük perakendecilere yönelik rekabetin oluşum şartları gözönünde bulundurulur.
Royer Kanunu’na göre bir bölgede perakendeye yönelik al-sat tipinde bir iş merkezi veya hipermarket açmak komisyon raporunun sonucuna bağlı. Bu komisyonda ilgili yörenin belediye başkanları, esnaf ve tüketici temsilcileri, trafik konusunda uzmanlar bulunuyor. İlginç olan bu komisyonun açma izni vermemesi, komisyon yasalar çerçevesinde rapor hazırlayıp ilgili yasaların uygulanmasını istiyor.
Konuyla ilgili 05.07.1996 tarih, 96-603 sayılı Fransız yasası “küçük perakende ve sanatkar ticari faaliyetlerin geliştirilmesi ve desteklenmesini” hedeflemekte ve 1973 tarihli ayni yasadaki değişiklikleri içermektedir.
Anılan bu yasal çerçeve dahilinde faaliyet göstermek isteyen ve küçük tacir veya sanatkar faaliyeti tanımına giren işyerinin 300 m2’ yi aşmaması koşuluyla yerel makamlara (Vilayet Komisyonu’na) başvuruda bulunması gerekmekte ve ilgi sektörde faaliyet yapma müsaadesi aşağıdaki kıstaslar dikkate alındıktan sonra verilebilmektedir.
- İlgili bölgede beher ticari sektörün genel arz ve talep durumu
- Bölgenin ticari donanım kıstasları ve büyük/küçük yüzölçümlü işyerleri oran ve dengeleri
- Başvurulan projenin söz konusu oran ve dengeler üzerindeki muhtemel etkileri
- Projenin doğrudan ve dolaylı istihdam üzerindeki olası etkileri
- Aynı bölgedeki diğer benzer küçük tacir ve sanatkar faaliyetleri rekabetine olası etkileri
Vilayet Komisyonu’nun kararı yerel ticari altyapının planlanması ve takibinden sorumlu “Vilayet Observatuvarı”nın veri ve araştırmalarına dayanmaktadır. Söz konusu observatuvarların yerel düzeydeki planlama çalışmaları her sene derlenerek milli bir plan ve program haline sokulmakta, gerektiği yerlerde yeni düzenleme ve değişiklikler öngörebilmektedir.
Yukarıdaki koşullar 300 m2’ den küçük işyerleri için geçerlidir. Bu yüzölçümü aşan işyeri başvuruları için ayrıca “Ticari amaçlı işyeri müsaadesi” almak gerekmektedir. Söz konusu müsaadenin mutlaka inşaat izninden önce alınması gerekmektedir.
Öte yandan 6000 m2’ yi aşan şatış merkezleri için özel bir “kamu anketi” gerekmekte ve Devlet Konseyi’nin bu konuda tespit etmiş olduğu kıstaslar dahilinde söz konusu projenin ekonomik, sosyal yansımaları ve yerel yerleşim altyapısına olası etkileri incelenmektedir.
6 Temmuz 1971 tarihli 426 sayılı Kanun ve 04/08/1988 tarihli 375 numaralı İtalya’da sabit yerde ticari faaliyeti düzenleyen ticaret disiplini mevzuatı genel olarak büyük perakendecilerin şehir merkezinde faaliyet göstermelerini ve mevcut küçük perakendecilere yönelik olarak rekabetin işleyişini bozmamak için çeşitli şartlara bağlamıştır. Belediyeler daha akılcı bir dağıtım mekanizması oluşmasına yardımcı olmak amacıyla satış ağı geliştirme ve uygunlaştırma planı hazırlarlar. Bu plan yerel nüfusun talebi ve sabit ticari kuruluşlar arasındaki optimal dengeyi, sektörün tümünü hesaba katarak tüketiciye işlevsellik ve üreticilik açısından en uygun hizmeti vermek amacını taşır. Bu plan belediye alanındaki mevcut dağıtım kanalının durumunu belirler, bu kanalın gelişimi ve uygunluğunun sağlanması açısından kural ve direktifler yayınlar ve çeşitli mal sektörleri için bu malın satılabileceği en küçük market yüzeylerini saptar. Yeni ticari izinleri vermek için her bölgeye ayrı olmak üzere ve genel ve yaygın tüketim malları satış kanallarındaki her mal sektörü için tek tek izin verilen en üst toplam yüzeyi belirler. Bu şekilde modern tekniklerin de kullanılmasıyla, sistemin gelişmesi ve üretkenliğinin artmasına olanak sağlar, serbest rekabeti korur ve değişik dağıtım şekilleri arasında dengenin sağlanmasına yardımcı olur. Mevcut ticari kuruluşlardan depoları hariç yüzeyi 1500 M2’yi geçen büyük ticari işletmeler de dahil olmak üzere toplam mal satan ve perakende mal satan market ve ticari merkezlere ayrılacak yerleri saptar. Yeni açılacak ve satış yüzeyi 400 M2’yi geçen ticari merkez ve işletmelerin yerleri özel düzenleyici planlar ve parselasyonlarla tespit edilen bölgelerle sınırlı kalır.
V. SORUNLAR VE ÖNERİLER
Gelişmiş ülkeler nerede ise 1930’lu yıllarda şimdi bizim yaşadıklarımızdan sonuçlar çıkarıp uyum yasalarını ve esnafı-tüketiciyi koruyan düzenlemeleri hayata aktarmışlar. Amerika’da hipermarketlerin pazar payı 30 yılda ancak %3 artarken bizde hiçbir düzenleme getirilmez ise 5 yılda %35’e ulaşacağı tahmin edilmektedir. Peki bu durumda bakkal esnaflarımız nerede çalışacak... İşte bunun yanıtı yok.
Tüketicinin, bakkalları tercih etmemesindeki sebepleri ise şöyle sıralıyabiliriz:
Seçenek azlığı: Süpermarketlerde daha çok markada aynı ürünün bulunabilmesi sonucu seçme hakkı ve kıyaslama imkanı vardır.
Sürat: Az personelin çalışmasından dolayı hizmetteki yavaşlık.
Teşhir: İç dizayn eksikliğinden dolayı, müşteri sadece ihtiyacı olan ürünü almaktadır.
Alan: 30-50 m2’lik mağazalarda müşteri ürünle direk temas edememekte, sadece tezgahın arkasından siparişini vermektedir.
İmaj: yanlış bilgi, bilnçsizlik ve psikolojik etkenlerden dolayı müşterilerin bakkallar hakkındaki olumsuz imajı.
Fiyat: süpermarketlerin, toptancılardan daha karlı mal almalarıyla düşük fiyatlarla satış yapmaları.
Çalışma saatleri: geç saatlere kadar açık olması çalışan kesim için çok büyük kolaylıklar sağlar.
Çeşitli hizmetler: süpermarketlerde her türlü ihtiyacınızı aldığınız gibi, oyun bölümleri, otopark, cafe gibi hizmetlerden de yararlanabilirsiniz.
Bu nedenle;
v Kantin, Vakıf ve market gibi isimler adı altında 5422 sayılı Kurumlar Vergisi muafiyeti kapsamında faaliyette bulunan bu satış üniteleri kira, nakliye, personel, elektrik, su gibi çeşitli giderleri tamamen devlet desteği ile karşılanan bu yerlerin bir de fiş ve faturaları vergi iade kapsamında olması serbest piyasa ekonomisi ile bağdaştıramaz olduğumuz aşikardır. Bu uygulamalar nedeniyle mağdur edilen küçük esnafın, serbest piyasa koşullarında rekabet edebilmesi için kamu kurumu ve kuruluşlarının ticaret yapmamaları sağlanmalıdır.
v Asli görevi okuyucu kitlesine vermiş olduğu siyasi görüş, yorum, magazin, aktüel, ekonomi, spor ve benzeri konularla haber vermek olan gazeteler artık gazete ismi ile sorulmayıp, müşteri tarafından önce verilen promosyon (ürün ismi; tabak, makarna, süt, yoğurt, vb.) lanse edilerek istenmektedir. Durum böyle iken doğal olarak gazete büfeleri bazen bir bakkal dükkanı bazen bir züccaciye dükkanına dönmekte bu da küçük esnafı mağdur etmektedir. Bu nedenle gazeteler promosyon olarak verilen ürünler yerine asli görevi olan “gazeteleri” okuyucusuna sunmalıdır.
v Hipermarket-Grosmarketler ve bunların oluşturduğu mağazalar zinciri şehir merkezi dışına kurulmalıdır. Bu büyük mağazaların sayısında bir sınırlama getirilmelidir.
v Şehir merkezine kurulan Hiper_Grosmarketlerin vergi oranları yüksek tutulmalı, şehir dışına kurulmaları teşvik edilmelidir.
v Bakkal ve market gibi küçük esnafın büyük mağazalarla rekabet edeceği eşit şartlarda mal alım imkanının verildiği yani haksız rekabetin önlendiği ortam sağlanmalıdır.
v Hiper ve Grosmarketler, devlet tarafından denetlenebilmelidir.
v Bu büyük mağazaların çalışma saatlerine bir sınırlama getirilmelidir.
v Aynı sokakta pazarın kaldırabileceğinden fazla bakkal bulunmaktadır. Bakkalların birbirine rakip olmamaları için mesafe sınırlaması konması gereklidir.
v 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde bazı firmaların bakkallar için ayrı, süper/hiper-marketler için ayrı fiyat uygulamaları ortadan kaldırılmalı, buna aykırı hareket edenlere yasal prosedür uygulanmalıdır.
v Belediyelere ait Tanzim Satış mağazaları Bakkallar için önemli bir rakiptir. Bu konuya Yerel Yönetimlerin girmemeleri bakkalların lehine olacaktır. Alınacak yapısal tedbirlerle zaten bakkallar Tanzim Satış gibi satış yapabilecektir.
v Küçük esnaf ve sanatkarın varlığını koruması için T.B.M.M.’de yasa çıkarılmalıdır. Aksi taktirde yüz binlerce küçük esnaf ve sanatkar kepenklerini kapatarak işsizler ordusuna katılacak ve ileride önlenmesi güç toplumsal yaralar açılacaktır.
Yasaların gelişmiş ülkeler standardına uygunluğunun yanı sıra, ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına uyumunun sağlanarak yeni bir yasal tedbirler paketinin hazırlanması gerekmektedir. Bu yasal tedbirler paketinin kapsamı öncelikle Avrupa Birliği’ne girme hazırlıklarını yapmakta olan ülkemizin bu birlikte yer alan haksız rekabetle ilgili tüm yasaların ve uygulamalarının ele alınarak ülke koşulları altında uygulanabilirliğinin araştırılması gerekmektedir. Hazırlanacak yeni yasanın Avrupa Birliği’ne entegre olmayı hızlandıracak ve yasanın uygulamadaki etkinliğini arttıracak nitelikte olmalıdır.
VI. ESNAF VE SANATKARLAR AÇISINDAN DEĞİŞİKLİK GEREKTİREN
İLGİLİ KANUNLAR
v Rekabet Kanunu
v Teşvik Kanunu
v Belediyeler Kanunu
v Vergi Kanunları
FAYDANILAN KAYNAKLAR:
1)Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu’nun Araştırma Raporları
2) Bakkaliye Sektörünün Profili ve Rekabet Olanakları (İTO – 1998 Yayını)
Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu
Talatpaşa Bulvarı No: 136 / 10 Cebeci ANKARA
Tel: 0312 - 3196150 Faks: 0312 - 3196158
info@tbbf.org.tr
Ülke genelinde sayıları yüzbinleri aşan, emek ve sermayesini birleştirerek çalışan bakkal esnaf sayıları giderek artan hiper-grosmarketler karşısında zor duruma düşmekte, kısıtlı finansal imkanlarıyla oluşturmaya çalıştıkları atılımları sonuçsuz kalmakta ve işyerlerini kapatma noktasına gelmektedir.
Bakkal esnafını son yıllarda en çok rahatsız eden ve satış olanaklarını sınırlayan unsurların başında hiper-grosmarketlerin özellikle Büyük Şehirlerin her tarafında ve giderek diğer şehirlerde de çığ gibi artması gelmektedir.
Hiper-grosmarketlerin üretici firmaların miktar indirimli toptan satışları ile de desteklendiği gözlenmektedir. Ayrıca üretici firmalar tarafından çeşitli promasyonlar sağlanarak ve raf kiraları ödenmek suretiyle bu alışveriş merkezleri daha da uygun koşullarla satış yapabilir olanağa eriştirilmekte ve böylelikle daha cazip satış olanağı sunan yerler olarak özendirici bir imaja sokulmaktadır.
Üretici firmalar tarafından daha yüksek fiyatla ürünlerini alan bakkal esnafı ise ürününü satışa sunduğunda müşterisi önünde fiyat artışlarının sorumlusu olarak görülmektedir.
Gelişmiş ülkelerde küçük ve orta ölçekli işletmelerin korunduğu, desteklendiği ve gelişmesinin sağlandığı bilinen bir gerçektir. Hiper-grosmarketlerin bakkallara karşı ezici rekabetlerini önlemek bakımından fevkalade önlemler alındığı da bilinmektedir.
Bu nedenle, bakkal esnafının alış verişlerini büyük ölçüde etkileyen ve büyük şehirlerde açılan hiper-grosmarketlerin şehir merkezlerinde açılması engellemek için gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Hiper-grosmarketler karşısında bakkal ve market esnafının durumu konusunda hazırlamış olduğumuz bu çalışma ile Ülkemizdeki ve diğer ülkelerdeki mevcut durum ve ilgili mevzuat irdelenmiş ve öneriler geliştirilmiştir.
II. HİPER-GROSMARKETLER KARŞISINDA BAKKAL VE MARKET ESNAFININ DURUMU
Devlet tarafından teşvik gören ve her gün bir yenisi eklenen yabancı ve yerli sermayenin oluşturduğu dev mağazalar (Hiper-Grosmarket) ya da mağazalar zinciri küçük esnaf ve sanatkarı özellikle de bakkal ve market esnafını olumsuz yönde etkilemiştir.
Bugün Türkiye ekonomisi içinde çok önemli yer tutan Esnaf ve Sanatkarlar Avrupa Birliği’ne entegrasyon çalışmaları kapsamında şehrin merkezine açılan Hiper-Grosmarket ya da mağazalar zinciri, küçük esnafı kepenk kapatma durumuna getirmiştir. Zaten içinde bulunduğumuz yüksek enflasyonla birlikte ekonomik bir durgunluğun yaşandığı bu dönemde, siftah yapmadan kepenklerini kapatan esnaf ve sanatkar vergisini ödemekte zorlanırken bir de adım başı Hiper ve Grosmarketlerin açılması ve hatta devletten teşvik görmesi küçük esnaf ve sanatkarın özellikle de bakkal, market ve bayi esnafının içinden çıkılmaz sorunu haline gelmiştir. Gelişmiş ülkelerde, Avrupa ve A.B.D’de bu ve benzeri sorunlar en aza indirgenmekte, Devlet küçük esnaf ve sanatkarı koruyucu tedbirler almaktadır.
III. TÜRKİYE’DEKİ MEVCUT DURUM
Bakkal esnaflarımızın en büyük avantajı sayısal çokluğudur. Türkiye’de 2 milyon’u aşan bakkal-bayi esnafı mevcuttur. Bu sayısal çokluk aynı zamanda cirolara da yansımıştır. Ülkemizde bakkal esnafının genel cirodaki payı % 82 civarındadır.
Ülkemizde esnaflarımızın hipermarketler karşısında uyum yasaları olmadığı için 400 metrekare üzerindeki süpermarketlerin ve hipermarketlerin perakende pazardaki payları 1995’de % 10 iken, 1997 ‘de % 14’e ulaşmış ve şu anki gibi hiçbir düzenleme ve sınırlama getirilmez ise 2004 yılında bu payın % 35’e ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Ülkemizde hipermarketlerin tercih edilmesinin temel nedeni haksız rekabetin doğurduğu fiyat indirimidir. Ve bu durum, tüketicilerimizin alışverişlerini hafta sonlarına kaydırmasına yöneltmiş, hafta içi bakkalımızdan sadece çok temel maddeleri almasına yol açmıştır.
Devlet müdahalesinden doğan rekabeti engelleyen sorunlar (devlet yardımları), rekabetin olağan işleyişini bozacak şekilde davranan işletmelerin yarattığı sorunlar (anlaşmalar, uyumlu davranışlar, birleşmeler ve damping), işletmelerin rakiplerine yönelik fiillerine karşılık rakiplerin haksız fiillerinden oluşan sorunlar (klasik anlamda haksız rekabet) ve rekabetin mevcut olmamasından doğan sorunlar (hakim durumun kötüye kullanılması) olarak dört gruba ayrılabilir.
Türkiye’de 4054 sayılı Rekabet Kanunu’nun amacı, mal ve hizmet piyasalarında rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek ve bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır. Bazı durumlarda rekabetin açık ihlali olduğu gibi, bazı vakalar yoruma açıktır. 4054 sayılı Kanunun 4.maddesinin b bendi, eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayrımcılık yapılmasını yasaklamaktadır. Ancak burada üreticilerin münhasır bayileri bu yasaktan muaf tutulmaktadır.
Toptancıların rekabete yönelik olarak belirttikleri bir diğer sorun büyük toptancı ve perakendecilere verilmiş olan teşviklerin bu gruplara getirdiği avantajlardır. Bu sorun aynı zamanda küçük perakendecileri de etkilemektedir. 4054 sayılı Yasanın bu konuya ilişkin bir düzenlemesi bulunmamaktadır. Ancak Avrupa Rekabet Hukuku’na göre, ticari olmayan amaçlarla tahsis edilmiş teşvikler gören bir işletme olmamalıdır, yani Pazar dışında ortaya çıkan etmenlerle ticaret politikaları etkilenmiyor olmalıdır. Sonuç olarak pazarda çeşitli anlaşmalardan kaynaklanan bir esas nedeniyle bir işletme veya işletme grubuna önemli bir öncelik tanınmış olmamalıdır.
4054 sayılı Yasa’nın 7.maddesine göre, bir veya birden fazla teşebbüsün hakim durumu yaratmaya veya hakim durumlarını daha da güçlendirmeye yönelik olarak, ülkenin bütünü veyahut bir kısmında herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde birleşmeleri veya herhangi bir teşebbüsün mal varlığını yahut ortaklık paylarının tümünü veya bir kısmını ya da kendisine yönetimde hak sahibi olma yetkisi veren araçları, miras yoluyla iktisap durumu hariç olmak üzere, devralması hukuka aykırı ve yasaktır.
Avrupa Rekabet Hukuku’na göre de önemli ölçüde aynı olan ürün veya hizmet için uygun sayıda temin kaynağı ve uygun sayıda potansiyel müşteri bulunmalıdır. Hiçbir işletme rakiplerini zorlayabilecek kadar güçlü olmamalıdır, ya da diğer rakip rakiplerin onun ticaretinin en azından küçük bir bölümünü üstlerine alamayacağı kadar büyük olmamalıdır. Ticari politikalarında karşılaştıkları sorunları her işletme rakipleriyle bir anlaşma yapmaksızın kendi başlarına çözmeye çalışmalıdır. Pazara yeni girecek olanlar diğerlerinin daha önce girmiş olmaları dışında başka engellerle karşılaşmamalıdırlar.
IV. DİĞER ÜLKELERDEKİ MEVCUT DURUM VE MEVZUAT
Avrupa’da ikinci dünya savaşından sonra hipermarketlerde genişleme politikaları izlenmiştir. Ve şu an hipermarketleşme Avrupa’da tepe noktasındadır. Doyum noktasına ulaşmıştır. Diğer yandan bu değişimin meydana gelmesi eğitim ve tüketici bilincinin gelişmesine bağlıdır. Ayrıca gelir dağılımının bozuk olduğu bizim gibi ülkelerde bu hipermarketleşme kontrol edilmemektedir. Bu gerçeği yıllar önce gören Avrupa ülkeleri büyük alışveriş merkezlerine ve hipermarketleşmeye sınırlama ve düzenleme getiren yasaları hayata geçirmiştir. Bu gelişmede hipermarket yatırımlarının desteklenmesinin de rolü vardır. 25/05/1998 tarih ve 23297 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Yatırımlarda Devlet Yardımları ve Yatırımları Teşvik Fonu Esasları Hakkında Karar”ın 5.maddesi çerçevesinde hipermarketler, teknopark, bilişim teknolojisi, eğitim,sağlık ve turizm yatırımları da dahil olmak üzere Müsteşarlıkça belirlenecek diğer hizmet yatırımları kapsamında desteklenmektedir. Bu doğrultuda hipermarketlere gümrük vergisi istisnası, yatırım indirimi, makine ve techizat alımında KDV desteği sağlanmaktadır. Doğal ki bu süreçte bakkal esnaflarımızın etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.
Avrupa’da Avrupa Birliğine üye ülkelerde serbest rekabetin etkin bir şekilde devamını sağlamak üzere kurallar düzenlenmiştir. Bu amaçla yapılan düzenlemeler rekabetin haksız olarak engellenmesini ve rekabetin normal işleyişinin bozulmasını önleyici tedbirlerden meydana gelir yani çalışabilir bir rekabet kavramı oluşturur. Avrupa rekabet hukukuna göre dağıtım kanallarındaki rekabetle ilgili olarak mağdur olan tarafı korumaya yönelik tedbirler gereklidir. Bu çerçevede, işletmelerin aralarında yapacakları bir anlaşma ile, ticari ilişkide bulundukları taraflardan birini diğerine göre rekabette daha kötü duruma düşürecek tarzda ayrımcı uygulamada bulunma konusunda uyuşmaları yasaktır. Ayrıca belirli şartlara sahip olmayan münhasır bayilikle dağıtım anlaşmaları da yasaktır.
Amerikan tüketicisinin tüketim kavramına hipermarketler uymamıştır. Amerikalı tüketici uzmanlaşmış küçük perakendecileri tercih etmiş ve Avrupa menşeli hipermarketlere gitmemiştir. Burada en önemli noktada Amerikalı tüketicilerin alışverişleri tek bir noktadan değil değişik noktalardan yapma alışkanlığın olmasıdır. Bu da eğitim ve gelir dağılımı ile büyük perakendeciliğin açılma hızıyla ilgisini ispatlar niteliktedir. Çünkü burada söz edilen tüketici paranın eşit dağıtılması gerektiğine inanmış ve eğitimini bu yönde almıştır.
Amerika’da hipermarketlerin küçük esnafı yok etmesini önlemek için rekabet yasaları çok etkin olarak kullanılmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Sherman, Robinson, Patman ve Clayton Yasaları da birtakım yasaklar getirmiştir. Sherman Yasası, ticareti kısıtlayacak her türlü anlaşma, birleşmenin yanı sıra, iç veya dış ticarette tekelleşmeye yol açacak her türlü faaliyeti yasaklar. Sherman Yasasına göre bir pazarda dağıtım kanalına yönelik olarak, nihai fiyat belirlemek, bazı alıcıları boykot etmek ve farklı fiyat uygulamaları yapmak yasaktır. Nihai fiyatı belirlemeye konu olan yasak, dikey bir ilişki ile bir üreticinin sattığı malın tüketiciye verileceği fiyatı belirlemesi veya yatay bir ilişki ile rakip firmaların biraraya gelip fiyatı belirlemeleridir. Alım ve satış fiyatlarının veya diğer sözleşme koşullarının dolaylı veya dolaysız tespiti, üreticilerin, tedarikçilerin veya perakendecilerin belirli bir mal veya hizmetin satış fiyatı üzerinde önceden anlaşmaya varmaları veya bir mal veya hizmetin alıcıların alım fiyatı üzerinde önceden anlaşmaya varmaları yasaktır. Örneğin bir üretici malını sadece kendisinin koyduğu fiyattan satacağını garantileyen aracılara satıyorsa bu fiyatın arz ve talebe dayalı olarak belirlenmesi ilkesini bozacağı için cezaya tabi olmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi üreticilerin bazı alıcıları boykot etmesi de Sherman Yasasına göre yasaktır. Bir pazarda bir üretici tek başına veya rakipleri ile biraraya gelerek bazı alıcılara satış yapmayı reddediyorsa, bu durum pazarda satıcının alıcıları kontrol gücünü arttıracağından istediği fiyatı koymasını sağlayabileceği için yasaya aykırıdır. Yine bu konuya bağlı olarak, Robinson Patman Yasası’na göre farklı fiyat uygulamaları, örneğin bir üreticinin küçük alıcı ile büyük alıcı arasında indirim farkı yapması yasaktır. Böyle vakalarda genellikle büyüklerin alımda ölçek ekonomisinin arkasına sığınmalarının engellenmesi için olayın tarafsız olarak incelenip bu durumun rekabeti etkileyip etkilenmediğinin takdir edilmesi gerekmektedir. Clayton Yasası da eğer rekabeti engelliyor veya tekelleşmeye yol açıyorsa şirketler arası yönetim ilişkilerini, farklı fiyat uygulamalarını, bağlayıcı anlaşmaları, münhasır bayiliği yasaklar.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Federal Trade Commission Yasası Rekabeti engelleyici tüm davranışları yasaklar. Celler – Kefauver Yasası da rekabeti engelleyici veya tekelleşmeye yol açıcı şirket birleşmeleri veya geriye ileriye yönelik tedarikçi ya da dağıtıcıların birleşmesini yasaklar.
Almanya’da Ticaret Mevzuatının 11.3.Maddesine göre şehir merkezinde hipermarket açılması yasaklanmıştır. Mevcut hipermarketlerin çalışma saat ve günlerinde kısıtlamaya gidilmiş ve ayda bir Cumartesi hariç, Cumartesi günü öğleden sonra ve Pazar günleri çalışma yasağı getirilmiştir.
Fransa’da ilk olarak 1973’de düzenlenen ve daha sonraki yıllarda çeşitli değişikliklere uğrayan Royer Kanunu’na göre bir bölgede perakendeye yönelik bir satış noktasının açılmasına izin vermek için; ilgili tüketici bölgesindeki toplam arz ve talep, bu bölgedeki ve ilgilendirdiği yerleşim alanlarındaki küçük ölçekli perakendecilere etkisi ve küçük perakendecilere yönelik rekabetin oluşum şartları gözönünde bulundurulur.
Royer Kanunu’na göre bir bölgede perakendeye yönelik al-sat tipinde bir iş merkezi veya hipermarket açmak komisyon raporunun sonucuna bağlı. Bu komisyonda ilgili yörenin belediye başkanları, esnaf ve tüketici temsilcileri, trafik konusunda uzmanlar bulunuyor. İlginç olan bu komisyonun açma izni vermemesi, komisyon yasalar çerçevesinde rapor hazırlayıp ilgili yasaların uygulanmasını istiyor.
Konuyla ilgili 05.07.1996 tarih, 96-603 sayılı Fransız yasası “küçük perakende ve sanatkar ticari faaliyetlerin geliştirilmesi ve desteklenmesini” hedeflemekte ve 1973 tarihli ayni yasadaki değişiklikleri içermektedir.
Anılan bu yasal çerçeve dahilinde faaliyet göstermek isteyen ve küçük tacir veya sanatkar faaliyeti tanımına giren işyerinin 300 m2’ yi aşmaması koşuluyla yerel makamlara (Vilayet Komisyonu’na) başvuruda bulunması gerekmekte ve ilgi sektörde faaliyet yapma müsaadesi aşağıdaki kıstaslar dikkate alındıktan sonra verilebilmektedir.
- İlgili bölgede beher ticari sektörün genel arz ve talep durumu
- Bölgenin ticari donanım kıstasları ve büyük/küçük yüzölçümlü işyerleri oran ve dengeleri
- Başvurulan projenin söz konusu oran ve dengeler üzerindeki muhtemel etkileri
- Projenin doğrudan ve dolaylı istihdam üzerindeki olası etkileri
- Aynı bölgedeki diğer benzer küçük tacir ve sanatkar faaliyetleri rekabetine olası etkileri
Vilayet Komisyonu’nun kararı yerel ticari altyapının planlanması ve takibinden sorumlu “Vilayet Observatuvarı”nın veri ve araştırmalarına dayanmaktadır. Söz konusu observatuvarların yerel düzeydeki planlama çalışmaları her sene derlenerek milli bir plan ve program haline sokulmakta, gerektiği yerlerde yeni düzenleme ve değişiklikler öngörebilmektedir.
Yukarıdaki koşullar 300 m2’ den küçük işyerleri için geçerlidir. Bu yüzölçümü aşan işyeri başvuruları için ayrıca “Ticari amaçlı işyeri müsaadesi” almak gerekmektedir. Söz konusu müsaadenin mutlaka inşaat izninden önce alınması gerekmektedir.
Öte yandan 6000 m2’ yi aşan şatış merkezleri için özel bir “kamu anketi” gerekmekte ve Devlet Konseyi’nin bu konuda tespit etmiş olduğu kıstaslar dahilinde söz konusu projenin ekonomik, sosyal yansımaları ve yerel yerleşim altyapısına olası etkileri incelenmektedir.
6 Temmuz 1971 tarihli 426 sayılı Kanun ve 04/08/1988 tarihli 375 numaralı İtalya’da sabit yerde ticari faaliyeti düzenleyen ticaret disiplini mevzuatı genel olarak büyük perakendecilerin şehir merkezinde faaliyet göstermelerini ve mevcut küçük perakendecilere yönelik olarak rekabetin işleyişini bozmamak için çeşitli şartlara bağlamıştır. Belediyeler daha akılcı bir dağıtım mekanizması oluşmasına yardımcı olmak amacıyla satış ağı geliştirme ve uygunlaştırma planı hazırlarlar. Bu plan yerel nüfusun talebi ve sabit ticari kuruluşlar arasındaki optimal dengeyi, sektörün tümünü hesaba katarak tüketiciye işlevsellik ve üreticilik açısından en uygun hizmeti vermek amacını taşır. Bu plan belediye alanındaki mevcut dağıtım kanalının durumunu belirler, bu kanalın gelişimi ve uygunluğunun sağlanması açısından kural ve direktifler yayınlar ve çeşitli mal sektörleri için bu malın satılabileceği en küçük market yüzeylerini saptar. Yeni ticari izinleri vermek için her bölgeye ayrı olmak üzere ve genel ve yaygın tüketim malları satış kanallarındaki her mal sektörü için tek tek izin verilen en üst toplam yüzeyi belirler. Bu şekilde modern tekniklerin de kullanılmasıyla, sistemin gelişmesi ve üretkenliğinin artmasına olanak sağlar, serbest rekabeti korur ve değişik dağıtım şekilleri arasında dengenin sağlanmasına yardımcı olur. Mevcut ticari kuruluşlardan depoları hariç yüzeyi 1500 M2’yi geçen büyük ticari işletmeler de dahil olmak üzere toplam mal satan ve perakende mal satan market ve ticari merkezlere ayrılacak yerleri saptar. Yeni açılacak ve satış yüzeyi 400 M2’yi geçen ticari merkez ve işletmelerin yerleri özel düzenleyici planlar ve parselasyonlarla tespit edilen bölgelerle sınırlı kalır.
V. SORUNLAR VE ÖNERİLER
Gelişmiş ülkeler nerede ise 1930’lu yıllarda şimdi bizim yaşadıklarımızdan sonuçlar çıkarıp uyum yasalarını ve esnafı-tüketiciyi koruyan düzenlemeleri hayata aktarmışlar. Amerika’da hipermarketlerin pazar payı 30 yılda ancak %3 artarken bizde hiçbir düzenleme getirilmez ise 5 yılda %35’e ulaşacağı tahmin edilmektedir. Peki bu durumda bakkal esnaflarımız nerede çalışacak... İşte bunun yanıtı yok.
Tüketicinin, bakkalları tercih etmemesindeki sebepleri ise şöyle sıralıyabiliriz:
Seçenek azlığı: Süpermarketlerde daha çok markada aynı ürünün bulunabilmesi sonucu seçme hakkı ve kıyaslama imkanı vardır.
Sürat: Az personelin çalışmasından dolayı hizmetteki yavaşlık.
Teşhir: İç dizayn eksikliğinden dolayı, müşteri sadece ihtiyacı olan ürünü almaktadır.
Alan: 30-50 m2’lik mağazalarda müşteri ürünle direk temas edememekte, sadece tezgahın arkasından siparişini vermektedir.
İmaj: yanlış bilgi, bilnçsizlik ve psikolojik etkenlerden dolayı müşterilerin bakkallar hakkındaki olumsuz imajı.
Fiyat: süpermarketlerin, toptancılardan daha karlı mal almalarıyla düşük fiyatlarla satış yapmaları.
Çalışma saatleri: geç saatlere kadar açık olması çalışan kesim için çok büyük kolaylıklar sağlar.
Çeşitli hizmetler: süpermarketlerde her türlü ihtiyacınızı aldığınız gibi, oyun bölümleri, otopark, cafe gibi hizmetlerden de yararlanabilirsiniz.
Bu nedenle;
v Kantin, Vakıf ve market gibi isimler adı altında 5422 sayılı Kurumlar Vergisi muafiyeti kapsamında faaliyette bulunan bu satış üniteleri kira, nakliye, personel, elektrik, su gibi çeşitli giderleri tamamen devlet desteği ile karşılanan bu yerlerin bir de fiş ve faturaları vergi iade kapsamında olması serbest piyasa ekonomisi ile bağdaştıramaz olduğumuz aşikardır. Bu uygulamalar nedeniyle mağdur edilen küçük esnafın, serbest piyasa koşullarında rekabet edebilmesi için kamu kurumu ve kuruluşlarının ticaret yapmamaları sağlanmalıdır.
v Asli görevi okuyucu kitlesine vermiş olduğu siyasi görüş, yorum, magazin, aktüel, ekonomi, spor ve benzeri konularla haber vermek olan gazeteler artık gazete ismi ile sorulmayıp, müşteri tarafından önce verilen promosyon (ürün ismi; tabak, makarna, süt, yoğurt, vb.) lanse edilerek istenmektedir. Durum böyle iken doğal olarak gazete büfeleri bazen bir bakkal dükkanı bazen bir züccaciye dükkanına dönmekte bu da küçük esnafı mağdur etmektedir. Bu nedenle gazeteler promosyon olarak verilen ürünler yerine asli görevi olan “gazeteleri” okuyucusuna sunmalıdır.
v Hipermarket-Grosmarketler ve bunların oluşturduğu mağazalar zinciri şehir merkezi dışına kurulmalıdır. Bu büyük mağazaların sayısında bir sınırlama getirilmelidir.
v Şehir merkezine kurulan Hiper_Grosmarketlerin vergi oranları yüksek tutulmalı, şehir dışına kurulmaları teşvik edilmelidir.
v Bakkal ve market gibi küçük esnafın büyük mağazalarla rekabet edeceği eşit şartlarda mal alım imkanının verildiği yani haksız rekabetin önlendiği ortam sağlanmalıdır.
v Hiper ve Grosmarketler, devlet tarafından denetlenebilmelidir.
v Bu büyük mağazaların çalışma saatlerine bir sınırlama getirilmelidir.
v Aynı sokakta pazarın kaldırabileceğinden fazla bakkal bulunmaktadır. Bakkalların birbirine rakip olmamaları için mesafe sınırlaması konması gereklidir.
v 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde bazı firmaların bakkallar için ayrı, süper/hiper-marketler için ayrı fiyat uygulamaları ortadan kaldırılmalı, buna aykırı hareket edenlere yasal prosedür uygulanmalıdır.
v Belediyelere ait Tanzim Satış mağazaları Bakkallar için önemli bir rakiptir. Bu konuya Yerel Yönetimlerin girmemeleri bakkalların lehine olacaktır. Alınacak yapısal tedbirlerle zaten bakkallar Tanzim Satış gibi satış yapabilecektir.
v Küçük esnaf ve sanatkarın varlığını koruması için T.B.M.M.’de yasa çıkarılmalıdır. Aksi taktirde yüz binlerce küçük esnaf ve sanatkar kepenklerini kapatarak işsizler ordusuna katılacak ve ileride önlenmesi güç toplumsal yaralar açılacaktır.
Yasaların gelişmiş ülkeler standardına uygunluğunun yanı sıra, ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına uyumunun sağlanarak yeni bir yasal tedbirler paketinin hazırlanması gerekmektedir. Bu yasal tedbirler paketinin kapsamı öncelikle Avrupa Birliği’ne girme hazırlıklarını yapmakta olan ülkemizin bu birlikte yer alan haksız rekabetle ilgili tüm yasaların ve uygulamalarının ele alınarak ülke koşulları altında uygulanabilirliğinin araştırılması gerekmektedir. Hazırlanacak yeni yasanın Avrupa Birliği’ne entegre olmayı hızlandıracak ve yasanın uygulamadaki etkinliğini arttıracak nitelikte olmalıdır.
VI. ESNAF VE SANATKARLAR AÇISINDAN DEĞİŞİKLİK GEREKTİREN
İLGİLİ KANUNLAR
v Rekabet Kanunu
v Teşvik Kanunu
v Belediyeler Kanunu
v Vergi Kanunları
FAYDANILAN KAYNAKLAR:
1)Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu’nun Araştırma Raporları
2) Bakkaliye Sektörünün Profili ve Rekabet Olanakları (İTO – 1998 Yayını)
Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu
Talatpaşa Bulvarı No: 136 / 10 Cebeci ANKARA
Tel: 0312 - 3196150 Faks: 0312 - 3196158
info@tbbf.org.tr
12 Ekim 2010 Salı
Zincir mağazalar ve bankalar kira bedellerini yükseltiyor
Kira bedelleri için düzenleme yapılsın
Esnaf ve Sanatkarlar Derneği (ESDER) Düzce Şube Başkanı Mehmet Tuncer, esnafın en büyük sorunun yüksek kiralar olduğunu belirtti. Özellikle zincir mağazalar ve bankaların kira bedellerini yükselttiğine dikkat çeken. ESDER Başkanı Tuncer, bu haksız rekabette kaybedenin küçük ve yerli esnaf olduğunu belirtti. “Dükkan kiralarının çok yüksek olması esnafımızın bir numaralı giderinin kiralar olmasına yol açmıştır” diyen Tuncer, kira bedellerinin tespiti noktasında çalışma yapılmasının bir zorunluluk olduğunu ve esnafın bu düzenleme ile rahatlatılması gerektiğini söyledi. Tuncer, ESDER olarak böyle bir çalışmada üzerlerine düşen görevleri yapmaya hazır olduklarını beyan etti.
Esnaf ve Sanatkarlar Derneği (ESDER) Düzce Şube Başkanı Mehmet Tuncer, esnafın en büyük sorunun yüksek kiralar olduğunu belirtti. Özellikle zincir mağazalar ve bankaların kira bedellerini yükselttiğine dikkat çeken. ESDER Başkanı Tuncer, bu haksız rekabette kaybedenin küçük ve yerli esnaf olduğunu belirtti. “Dükkan kiralarının çok yüksek olması esnafımızın bir numaralı giderinin kiralar olmasına yol açmıştır” diyen Tuncer, kira bedellerinin tespiti noktasında çalışma yapılmasının bir zorunluluk olduğunu ve esnafın bu düzenleme ile rahatlatılması gerektiğini söyledi. Tuncer, ESDER olarak böyle bir çalışmada üzerlerine düşen görevleri yapmaya hazır olduklarını beyan etti.
Engin Tuncer, bundan böyle Carrefour, Migros, Real ve Kipa gibi küresel zincirlere artık ürün vermeyeceğini söylüyor.
"Raf paraları içimi sızlatıyor" diyen Eyüp Sabri Tuncer'in patronundan şok karar
Gündeli Ozan Ocakoğlu'nun röportajı
Engin Tuncer / Eyüp Sabri Tuncer Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve İcra Kurulu Başkanı
Son dönemde Eyüp Sabri Tuncer firmasında bir hareket var. Neler oluyor merak ediyorum. Yeni bir markadan, hatta dünya markası olmaktan ve kolonya dışında kişisel bakım serisi EST 1923'ten söz ediliyor.
Kurumun başında üçüncü kuşaktan Engin Tuncer var. Neler yapıyorsunuz?, soruma karşılık, "Biz sektörümüzde her zaman öncü olduk ve yeni şeyler yaptık. Şimdilerde ise yaptıklarımızı basınla paylaşmaya başladık. Bu nedenle de siz yeni bir şeyler olduğunu zannediyorsunuz." diyor.
Söyleşimizi; kanunlara riayet eden şirket, yeni markaları ve bu markanın kategorisi ile sektördeki öncü girişimleri çerçevesinde hafif konularda sürdürürken konu birden satış kanallarına ve ulusal perakendedeki yabancı zincirlere geliyor. Bizim 'hafif' söyleşimiz aniden 'sert' bir habere doğru seyir değiştiriyor. Engin Tuncer, bundan böyle Carrefour, Migros, Real ve Kipa gibi küresel zincirlere artık ürün vermeyeceğini söylüyor.
"Geçen yıl Carrefour, Karadeniz Bölgesi'nde bir yerel perakende zinciri satın aldı. Ürünlerimizin bu mağazalarda satılması için market başına 1.000 Euro raf parası istedi. 280 bin TL'lik faturayı öderken içim sızladı. Bizden alınan bu raf paraları tüketiciye yansıtılsa hiç üzülmeyeceğim. İndirim, kampanya diyorlar ama tüketiciye hiç de ucuza mal satmıyorlar. Tüketiciler buralardan ürün satın alırken tüm fiyatları kontrol etmeli.
Ulusal zincirler ürünün değerini bilmiyor, vermiyor da. Biz kaliteli mal üretiyoruz, oysaki onlar karşılarında oynatacak kurum arıyorlar. Biz bundan böyle sadece yerel perakende mağazalarında olacağız ve yurtdışına ürün satacağız." diyen Engin Tuncer'e Sütaş'ın da ulusal zincirlerde kendisiyle aynı gerekçeyle satılmadığını söylüyorum.
"Bugün Türkiye sütü sevdiyse Sütaş sayesindedir. Yabancı zincirlerde Sütaş'ın satılmaması ayıptır. Son olarak Eker de Fransızlara satıldı. Bakın ülkemizde neredeyse satılmayan tek süt fabrikası Sütaş kaldı. Sütaş'ı da öyle bir hale getiriyorlar ki o da satmak zorunda kalsın. Tüketici Sütaş'ı neden bulamadığını bu mağazalara soruyor mu? Sormuyorsa sormalılar!
Diğer yandan yerel perakendecisine de iyi para teklif eden yabancılar marketleri de ele geçiriyor. Ben çok uzun zamandan beri çocuklarımı bu büyük marketlere götürmüyorum. Çünkü gezerken gerekli gereksiz pek çok şeyi sepete atıyoruz. Kasalarda her 10 aileden birinin bu gereksiz şeyleri alma yüzünden kavga ettiğini duyuyorum. Türk insanı bir durup düşünsün ve silkelensin!" diyen Engin Tuncer, EST markasının artık topluma mal olduğunu, kendi kişisel ticari kaygılarını bir yana bırakacak güce sahip olduğunu ancak istihdam oluşturmak için işe daha da çok asılması gerektiğine inandığını söylüyor. Gerekirse markayı bir süreliğine uyutabileceğini de söyleyen Tuncer, "Çocuklarım akıllı davranırsa torunlarıma yetecek kadar varlığım var, ama devam ediyorsam bu ülke içindir." diyor.
Gündeli Ozan Ocakoğlu'nun röportajı
Engin Tuncer / Eyüp Sabri Tuncer Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve İcra Kurulu Başkanı
Son dönemde Eyüp Sabri Tuncer firmasında bir hareket var. Neler oluyor merak ediyorum. Yeni bir markadan, hatta dünya markası olmaktan ve kolonya dışında kişisel bakım serisi EST 1923'ten söz ediliyor.
Kurumun başında üçüncü kuşaktan Engin Tuncer var. Neler yapıyorsunuz?, soruma karşılık, "Biz sektörümüzde her zaman öncü olduk ve yeni şeyler yaptık. Şimdilerde ise yaptıklarımızı basınla paylaşmaya başladık. Bu nedenle de siz yeni bir şeyler olduğunu zannediyorsunuz." diyor.
Söyleşimizi; kanunlara riayet eden şirket, yeni markaları ve bu markanın kategorisi ile sektördeki öncü girişimleri çerçevesinde hafif konularda sürdürürken konu birden satış kanallarına ve ulusal perakendedeki yabancı zincirlere geliyor. Bizim 'hafif' söyleşimiz aniden 'sert' bir habere doğru seyir değiştiriyor. Engin Tuncer, bundan böyle Carrefour, Migros, Real ve Kipa gibi küresel zincirlere artık ürün vermeyeceğini söylüyor.
"Geçen yıl Carrefour, Karadeniz Bölgesi'nde bir yerel perakende zinciri satın aldı. Ürünlerimizin bu mağazalarda satılması için market başına 1.000 Euro raf parası istedi. 280 bin TL'lik faturayı öderken içim sızladı. Bizden alınan bu raf paraları tüketiciye yansıtılsa hiç üzülmeyeceğim. İndirim, kampanya diyorlar ama tüketiciye hiç de ucuza mal satmıyorlar. Tüketiciler buralardan ürün satın alırken tüm fiyatları kontrol etmeli.
Ulusal zincirler ürünün değerini bilmiyor, vermiyor da. Biz kaliteli mal üretiyoruz, oysaki onlar karşılarında oynatacak kurum arıyorlar. Biz bundan böyle sadece yerel perakende mağazalarında olacağız ve yurtdışına ürün satacağız." diyen Engin Tuncer'e Sütaş'ın da ulusal zincirlerde kendisiyle aynı gerekçeyle satılmadığını söylüyorum.
"Bugün Türkiye sütü sevdiyse Sütaş sayesindedir. Yabancı zincirlerde Sütaş'ın satılmaması ayıptır. Son olarak Eker de Fransızlara satıldı. Bakın ülkemizde neredeyse satılmayan tek süt fabrikası Sütaş kaldı. Sütaş'ı da öyle bir hale getiriyorlar ki o da satmak zorunda kalsın. Tüketici Sütaş'ı neden bulamadığını bu mağazalara soruyor mu? Sormuyorsa sormalılar!
Diğer yandan yerel perakendecisine de iyi para teklif eden yabancılar marketleri de ele geçiriyor. Ben çok uzun zamandan beri çocuklarımı bu büyük marketlere götürmüyorum. Çünkü gezerken gerekli gereksiz pek çok şeyi sepete atıyoruz. Kasalarda her 10 aileden birinin bu gereksiz şeyleri alma yüzünden kavga ettiğini duyuyorum. Türk insanı bir durup düşünsün ve silkelensin!" diyen Engin Tuncer, EST markasının artık topluma mal olduğunu, kendi kişisel ticari kaygılarını bir yana bırakacak güce sahip olduğunu ancak istihdam oluşturmak için işe daha da çok asılması gerektiğine inandığını söylüyor. Gerekirse markayı bir süreliğine uyutabileceğini de söyleyen Tuncer, "Çocuklarım akıllı davranırsa torunlarıma yetecek kadar varlığım var, ama devam ediyorsam bu ülke içindir." diyor.
Migros, ŞOK ve Tansaş'ın Sütaş boykotu!
Perakende mağazacılık büyük balığın küçük balığı yuttuğu bir saha gibi. Son kurban, son yıllarda büyük bir atılım yapan Sütaş gibi gözüküyor. Migros, Şok, Tansaş mağazalarında 6 aydan bu yana Sütaş satışı yasak!
Mayıs ayında bu yana Migros, Şok, Tansaş, Macro Center marketlerinde Sütaş ürünleri satılmıyor.
2008 Yılında İngiltere- Londra merkezli BC Partners’a bağlı Moonlight Capital'a (Ayışığı Sermayesi) satılan Migros ve yine bu grubu bağlı Tansaş, Şok, Macro Center Mazağalarında, Mayıs ayından bu yana Sütaş ürünleri satılmıyor.
Basında yer alan haberlere göre anlamazlık, raf bedellerinden kaynaklanmaktadır. Aşağıda ki alıntı dikkat çekicidir.
"Raf savaşları farklı biçimlerde oluyor. Ya çok çeşidi olan markaların çeşit sayısının azaltılması ve raf için ödenen bedelin daha yukarı çekilmesi bekleniyor ya da ürünün bedelini daha üretimde koyan üreticiden bunu yapmaması isteniyor. Üretici tarafından konulan bedeller perakendecinin kâr marjını sınırlandırdığından daha baştan perakendecilerden o ürüne defans vermelerine sebep oluyor. Perakendeci tarafından geliştirilen bir başka pazarlık yöntemi de üreticiden raf bedeli olarak bedava ürün talep edilmesi. Bedava ürün rakamı da çok değişken.
Örneğin perakendeci çok büyük, mağaza sayısı yüzlerceyse beklenen bedava ürün miktarı 500 bin lira kadar olabiliyor. Perakendeci bunu sattıktan sonra üreticiden bedelli ürün almaya başlıyor. Sayısı daha küçük perakendecilerde bir tek ürün için yıllık 5 bin lira talep edilebiliyor. Eğer 15 mağazalık bir zincire sahipseniz sözü geçen tek bir ürün için raf kiralama bedeliniz yıllık 60 bin lira oluyor. Peki, bütün bu pazarlıklar kime, nasıl yansıtılıyor? Perakendeci kâr marjını artırmak, üretici riskini azaltmak için pazarlık ede dursun, bütün bu sürecin sonunda tüketici etkileniyor. Fiyat serbest bırakıldığında perakendeci ürünü istediği fiyata satabiliyor. Bedava ürün alarak bir markette satılmaya başlanmış ürün ise daha en baştan üreticinin fiyat artışı yapmasına sebep oluyor. Bu da yine tüketiciye yansıtılıyor."
Konuya ilişkin Süt Platformu şu açıklamayı yaptı: "Sütaş ürünlerinin ülkemizde 1250 mağazası olan Migros grubu marketlerinde satılmaması kabul edilemez. Sütaş ülkemizin önde gelen yerel ve güvenilir markalarından biridir. Sütaş'a süt üreten on binlerce süt üreticisi vardır. Dolayısıyla Sütaş ailesi sadece çalışanları ile değil, tedarikçileri olan süt üreticileri ile büyük bir ailedir. Keza Sütaş milyonlarca tüketicisine de sağlıklı ve güvenilir süt ürünü üretmektedir.
İnternette yaptığımız araştırmalarda market raflarının tedarikçileri zorlayan pazarlıklar ile verildiğini, bazen nakit bazen de bedelsiz ürün ile market raflarının tedarikçilere açıldığını okuduk. Bu konuda söz konusu süt ürünleri olunca, olayın boyutu farklı oluyor. Çünkü Sütaş tek başına değerlendirilemez. Sütaş'a süt üreten binlerce süt üreticisi de işin içindedir. Dolayısıyla Migros'un dayattığı bir konu varsa eğer bu sadece kurumsal olarak Sütaş'ı değil, binlerce süt üreticisini de ilgilendirir. Gönül ister ki, market yasası çıksın, marketlerde private label ürünlere sınırlama getirilsin, süt ürünleri gibi her yaştan insanın beslenmesinde kritik rol oynayan ürünlerde pazarlıklar kaldırılsın. Süt ürünlerinde kalite standartlarında olan markalar, raf bedellerine maruz kalmadan raflarda yerlerini alsın.
Söz konusu süt ürünleri olunca Sütaş yada başka bir markanın hipermarket dayatmaları ile ürünlerini tüketiciye ulaştıramamasına seyirci kalamayız. Bu konuda Süt Birlikleri'nin de konuyla ilgilenmesi gerekmektedir. Sonuçta Pınar, Ülker, Danone, Sek ve diğer markalarda Sütaş'a destek olmalıdır. Çünkü konu hassastır.
Not: Migros müşteri hatlarını arayıp sorduk. "Sütaş ürünleri niye yok dedik". Verilen cevap, biraz bekledikten sonra, "sütaş ürünleri satılmamaktadır" Dedik sebep nedir? "pazarlama bölümüyle ilgili " deyip net bir cevap vermiyorlar. Bizde "bu normal birşey değil, sonuçta süt ürünlerinden bahsediyoruz, çoluğumuza çocuğumuza içiyoruz yediriyoruz, bu kararı Migros alamaz. Güvenilir bir markayı Migros tüketicilerine sunmak zorundadır. Bu karar kurumsal bir karar olarak kabul edilemez." Dedik.
Kaynak: Haber7.com
Mayıs ayında bu yana Migros, Şok, Tansaş, Macro Center marketlerinde Sütaş ürünleri satılmıyor.
2008 Yılında İngiltere- Londra merkezli BC Partners’a bağlı Moonlight Capital'a (Ayışığı Sermayesi) satılan Migros ve yine bu grubu bağlı Tansaş, Şok, Macro Center Mazağalarında, Mayıs ayından bu yana Sütaş ürünleri satılmıyor.
Basında yer alan haberlere göre anlamazlık, raf bedellerinden kaynaklanmaktadır. Aşağıda ki alıntı dikkat çekicidir.
"Raf savaşları farklı biçimlerde oluyor. Ya çok çeşidi olan markaların çeşit sayısının azaltılması ve raf için ödenen bedelin daha yukarı çekilmesi bekleniyor ya da ürünün bedelini daha üretimde koyan üreticiden bunu yapmaması isteniyor. Üretici tarafından konulan bedeller perakendecinin kâr marjını sınırlandırdığından daha baştan perakendecilerden o ürüne defans vermelerine sebep oluyor. Perakendeci tarafından geliştirilen bir başka pazarlık yöntemi de üreticiden raf bedeli olarak bedava ürün talep edilmesi. Bedava ürün rakamı da çok değişken.
Örneğin perakendeci çok büyük, mağaza sayısı yüzlerceyse beklenen bedava ürün miktarı 500 bin lira kadar olabiliyor. Perakendeci bunu sattıktan sonra üreticiden bedelli ürün almaya başlıyor. Sayısı daha küçük perakendecilerde bir tek ürün için yıllık 5 bin lira talep edilebiliyor. Eğer 15 mağazalık bir zincire sahipseniz sözü geçen tek bir ürün için raf kiralama bedeliniz yıllık 60 bin lira oluyor. Peki, bütün bu pazarlıklar kime, nasıl yansıtılıyor? Perakendeci kâr marjını artırmak, üretici riskini azaltmak için pazarlık ede dursun, bütün bu sürecin sonunda tüketici etkileniyor. Fiyat serbest bırakıldığında perakendeci ürünü istediği fiyata satabiliyor. Bedava ürün alarak bir markette satılmaya başlanmış ürün ise daha en baştan üreticinin fiyat artışı yapmasına sebep oluyor. Bu da yine tüketiciye yansıtılıyor."
Konuya ilişkin Süt Platformu şu açıklamayı yaptı: "Sütaş ürünlerinin ülkemizde 1250 mağazası olan Migros grubu marketlerinde satılmaması kabul edilemez. Sütaş ülkemizin önde gelen yerel ve güvenilir markalarından biridir. Sütaş'a süt üreten on binlerce süt üreticisi vardır. Dolayısıyla Sütaş ailesi sadece çalışanları ile değil, tedarikçileri olan süt üreticileri ile büyük bir ailedir. Keza Sütaş milyonlarca tüketicisine de sağlıklı ve güvenilir süt ürünü üretmektedir.
İnternette yaptığımız araştırmalarda market raflarının tedarikçileri zorlayan pazarlıklar ile verildiğini, bazen nakit bazen de bedelsiz ürün ile market raflarının tedarikçilere açıldığını okuduk. Bu konuda söz konusu süt ürünleri olunca, olayın boyutu farklı oluyor. Çünkü Sütaş tek başına değerlendirilemez. Sütaş'a süt üreten binlerce süt üreticisi de işin içindedir. Dolayısıyla Migros'un dayattığı bir konu varsa eğer bu sadece kurumsal olarak Sütaş'ı değil, binlerce süt üreticisini de ilgilendirir. Gönül ister ki, market yasası çıksın, marketlerde private label ürünlere sınırlama getirilsin, süt ürünleri gibi her yaştan insanın beslenmesinde kritik rol oynayan ürünlerde pazarlıklar kaldırılsın. Süt ürünlerinde kalite standartlarında olan markalar, raf bedellerine maruz kalmadan raflarda yerlerini alsın.
Söz konusu süt ürünleri olunca Sütaş yada başka bir markanın hipermarket dayatmaları ile ürünlerini tüketiciye ulaştıramamasına seyirci kalamayız. Bu konuda Süt Birlikleri'nin de konuyla ilgilenmesi gerekmektedir. Sonuçta Pınar, Ülker, Danone, Sek ve diğer markalarda Sütaş'a destek olmalıdır. Çünkü konu hassastır.
Not: Migros müşteri hatlarını arayıp sorduk. "Sütaş ürünleri niye yok dedik". Verilen cevap, biraz bekledikten sonra, "sütaş ürünleri satılmamaktadır" Dedik sebep nedir? "pazarlama bölümüyle ilgili " deyip net bir cevap vermiyorlar. Bizde "bu normal birşey değil, sonuçta süt ürünlerinden bahsediyoruz, çoluğumuza çocuğumuza içiyoruz yediriyoruz, bu kararı Migros alamaz. Güvenilir bir markayı Migros tüketicilerine sunmak zorundadır. Bu karar kurumsal bir karar olarak kabul edilemez." Dedik.
Kaynak: Haber7.com
Marketlerin satış politikaları, üretici firmalara zarar veriyor!
26 Mayıs 2009
Zincir marketlerin satış politikalarının, üretici firmalara büyük zarar verdiği kaydedildi. Ankara Genç İş Adamları Derneği (ANGİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Yardımcısı Abdullah Değer, üretici firmaların zincir marketlerle yaşadığı sıkıntılara çözüm bulunmaması halinde Türkiye’yi büyük bir krizin beklediğini kaydetti.
Değer,”Zincir marketler, üreticiden imkânsız taleplerde bulunuyor. Bu durum düzelmezse yakın gelecekte üreticiler iş yapamaz hale gelecektir. Kabul edileceği gibi, ulusal veya yerel zincir marketler, süpermarketler üretim yapan firmaların son kullanıcıya açılan vitrinidir. Müşteri sayıları oldukça yüksektir. Ancak, üretim yapan bir firma bu vitrinde yer almak isterse, bir takım küçümsenmeyecek ölçülerde maddi kayıpları göz önüne almalıdır. Üretici bir firma, daha satmadığı ürünün karşılığı olan bedeli, onun adı raf payı katkı bedeli, ürün giriş beledi, yaş günü, insert beledi vs. gibi başlıklar altında ve yıllık olarak talep edilmektedir. Ayrıca, bedelsiz ürünler de istenmektedir. Bu alınan bedeller, ek mağazalar açıldıkça mağaza açılış bedeli olarak da istenmektedir.
Bu durum üreticilerin altından kalkamayacağı bir sürece doğru gitmektedir. Kısaca firmalar bu bedelleri alarak, mağaza satılarını artırıyorlar ve bu parasal yükü de üreticilere yüklüyorlar. Üreticiye her hangi bir satış garantisi verilmeden talep edilen bedellerden dolayı, bazen yıl içinde yapılan cirolar bile bu katılım bedellerini karşılayamamaktadır. Örneğin zincir markete ürün satmak için gittiniz, karşınıza şu şekilde bir fatura çıkmaktadır. Ürün başına 250-1000 dolar arasında bir bedel, çarpı mağaza sayısı, çarpı yeni ürün sayısı. Üretici firmanın bu ürünü piyasa sürmeden önce, ürünün tanıtımı, ürünün ambalaj tasarımı, baskısı, yaptığı ar-ge çalışmaları ve en önemlisi yapılan yatırımlara hiç bakılmadan, bu bedel talep edilmekte. Bundan dolayı da üretici firmalar her geçen gün küçülmekte hatta yok olmaktadır.”
Zincir marketlerin yarattığı bu durum vatandaşı da etkilediğini savunan Değer, ” Dolayı ile zincir marketler, ürünün kalitesinden çok giriş bütçesine bakıyorlar. Çoğu zincir market satın aolması, nereden nasıl aldığını bilmeden sadece kim yüksek giriş bedeli vermiş ise o firmanın ürünlerini alınıyor. Bu da haksız rekabeti tetikliyor. Giriş bedeli veren üretici firmalar ya ürettiklerleri ürünün kaliyesinden taviz veriyor ya da kaliteyi bozmak istemeyen, o satış noktasından çıkıyor. Tanınmış birçok markanın, raflarda olmamasının nedeni burada yatıyor” dedi.
Değer,”Zincir marketler, üreticiden imkânsız taleplerde bulunuyor. Bu durum düzelmezse yakın gelecekte üreticiler iş yapamaz hale gelecektir. Kabul edileceği gibi, ulusal veya yerel zincir marketler, süpermarketler üretim yapan firmaların son kullanıcıya açılan vitrinidir. Müşteri sayıları oldukça yüksektir. Ancak, üretim yapan bir firma bu vitrinde yer almak isterse, bir takım küçümsenmeyecek ölçülerde maddi kayıpları göz önüne almalıdır. Üretici bir firma, daha satmadığı ürünün karşılığı olan bedeli, onun adı raf payı katkı bedeli, ürün giriş beledi, yaş günü, insert beledi vs. gibi başlıklar altında ve yıllık olarak talep edilmektedir. Ayrıca, bedelsiz ürünler de istenmektedir. Bu alınan bedeller, ek mağazalar açıldıkça mağaza açılış bedeli olarak da istenmektedir.
Bu durum üreticilerin altından kalkamayacağı bir sürece doğru gitmektedir. Kısaca firmalar bu bedelleri alarak, mağaza satılarını artırıyorlar ve bu parasal yükü de üreticilere yüklüyorlar. Üreticiye her hangi bir satış garantisi verilmeden talep edilen bedellerden dolayı, bazen yıl içinde yapılan cirolar bile bu katılım bedellerini karşılayamamaktadır. Örneğin zincir markete ürün satmak için gittiniz, karşınıza şu şekilde bir fatura çıkmaktadır. Ürün başına 250-1000 dolar arasında bir bedel, çarpı mağaza sayısı, çarpı yeni ürün sayısı. Üretici firmanın bu ürünü piyasa sürmeden önce, ürünün tanıtımı, ürünün ambalaj tasarımı, baskısı, yaptığı ar-ge çalışmaları ve en önemlisi yapılan yatırımlara hiç bakılmadan, bu bedel talep edilmekte. Bundan dolayı da üretici firmalar her geçen gün küçülmekte hatta yok olmaktadır.”
Zincir marketlerin yarattığı bu durum vatandaşı da etkilediğini savunan Değer, ” Dolayı ile zincir marketler, ürünün kalitesinden çok giriş bütçesine bakıyorlar. Çoğu zincir market satın aolması, nereden nasıl aldığını bilmeden sadece kim yüksek giriş bedeli vermiş ise o firmanın ürünlerini alınıyor. Bu da haksız rekabeti tetikliyor. Giriş bedeli veren üretici firmalar ya ürettiklerleri ürünün kaliyesinden taviz veriyor ya da kaliteyi bozmak istemeyen, o satış noktasından çıkıyor. Tanınmış birçok markanın, raflarda olmamasının nedeni burada yatıyor” dedi.
Optisyenler Zincir Mağazalarda Çalışmayın
Yeni mezun optisyenlere zincir mağazalarda çalışmamaları konusunda tavsiyelerimiz…
Sektörümüzün gelecek yıllarda ki en büyük tehlikesi şüphesiz zincir mağaza sayısının artmasıdır. Ülkemizde son 10 yıla bakıldığında sistemin zincir mağazacılık şekline dönüştüğü görülmektedir.
Sektörümüzün gelecek yıllarda ki en büyük tehlikesi şüphesiz zincir mağaza sayısının artmasıdır. Ülkemizde son 10 yıla bakıldığında sistemin zincir mağazacılık şekline dönüştüğü görülmektedir.
Zincir Mağaza : Bir bölge ya da tüm ülkede birden fazla şubesi olan mağazacılık anlayışı...
Sektör Açısından Zincir Mağazaların Zararlarının en tehlikeli boyutları :
- Zincir mağazacılık anlayışı gözlükçülüğü sağlık sektörü olarak değil ticari sektör olarak gördüğü için bütün reklamları fiyat konulu olacaktır. Böylece sayılarının fazla olması sebebi ile rekabette bireysel mağazaları her zaman geçecek ve ucuza ürün satarak bireysel mağazacılık sisteminin gerilemesini sağlayacaktır.
- Bundan 5-10 yıl sonrası düşünecek olursak sektörümüz, PARASI olan ya da YABANCI SERMAYE destekli şirketlerin söz sahibi olduğu bir sektör haline gelecektir. Yani Bir Optisyenin kendi dükkanını açıp hizmet vermesi zorlaşacaktır.
Günümüzde bile reklam panolarında ticari zihniyetle sadece fiyatta insanları etkilemeye çalışan reklamlar görülmektedir.
- Bu gün bakkallar birleşip süpermarketlere karşı birlik içerisinde hareket etmeyi düşünmektedirler. Etrafımıza baktığımız da artık bakkalların sayısı yok denecek kadar azdır. Çünkü her yerde süpermarketler ve büyük alışveriş merkezleri mevcuttur. 5 yıl sonra tek başına hizmet vermeye çalışan optik müesseseleri bakkal durumuna düşeceklerdir.
- Bundan 5-10 yıl sonrası düşünecek olursak sektörümüz, PARASI olan ya da YABANCI SERMAYE destekli şirketlerin söz sahibi olduğu bir sektör haline gelecektir. Yani Bir Optisyenin kendi dükkanını açıp hizmet vermesi zorlaşacaktır.
Günümüzde bile reklam panolarında ticari zihniyetle sadece fiyatta insanları etkilemeye çalışan reklamlar görülmektedir.
- Bu gün bakkallar birleşip süpermarketlere karşı birlik içerisinde hareket etmeyi düşünmektedirler. Etrafımıza baktığımız da artık bakkalların sayısı yok denecek kadar azdır. Çünkü her yerde süpermarketler ve büyük alışveriş merkezleri mevcuttur. 5 yıl sonra tek başına hizmet vermeye çalışan optik müesseseleri bakkal durumuna düşeceklerdir.
Optisyenler Açısından Zincir Mağazaların Zararları :
- Bu gün ülkemizde ki zincir mağazaların sayısı her geçen artmakta ve optisyenler bu mağazalarda çok ucuza çalıştırılmaktadır. Özellikle bu mağazalarda yeni mezun kendine güveni olmayan optisyenler tercih edilmekte böylece optisyenlerin gerçek hak ettikleri ücret ve haklar verilmemektedir.
- Optisyenlerin bu gün para kazanmak için çalıştıkları zincir mağazalar birkaç yıl sonra optisyenlerin en tehlikeli rakipleri olacaktır. Şu an ülkemizde zincir mağazalar dışında çalışabileceğiniz çok avantajlı optik müesseseleri de bulunmaktadır. Bireysel hizmet veren tek şubelerde çalışmak daha mantıklıdır.
- Zimcir mağazaların çalışma saatleri 10-12 saattir. Hafta içi bir gün izin gününüz olur ve bunun dışında izin kesinlikle kullanamazsınız !
- Zincir mağazalarda mağaza müdürü diye sıfatlandırılan kişiler, eğitim seviye düşük ve ticari mantıkla hareket eden personeller olup, optisyenleri bir satış elemanı görmektedirler. Yani çalıştığınız zincir mağazada ki sözde mağaza müdürleri sizin patronunuz gibidir.
- Bayram vs. özel günlerde izin kullanma şanşına sahip değilsiniz. Acil işiniz çıksa da mağazadan ayrılamazsınız.
- Ekonomik kazanç olarak maaşınız oldukça düşük olacaktır.
- Herhangi bir resmi kurumlar sorun olduğunda Mesul Müdürü olarak görev yapan Optisyenin arkasında kimse durmamaktadır. Yani çalıştığınız zincir mağaza sahip ve/veya sahipleri sizi korumamaktadır.
- Zimcir mağazaların çalışma saatleri 10-12 saattir. Hafta içi bir gün izin gününüz olur ve bunun dışında izin kesinlikle kullanamazsınız !
- Zincir mağazalarda mağaza müdürü diye sıfatlandırılan kişiler, eğitim seviye düşük ve ticari mantıkla hareket eden personeller olup, optisyenleri bir satış elemanı görmektedirler. Yani çalıştığınız zincir mağazada ki sözde mağaza müdürleri sizin patronunuz gibidir.
- Bayram vs. özel günlerde izin kullanma şanşına sahip değilsiniz. Acil işiniz çıksa da mağazadan ayrılamazsınız.
- Ekonomik kazanç olarak maaşınız oldukça düşük olacaktır.
- Herhangi bir resmi kurumlar sorun olduğunda Mesul Müdürü olarak görev yapan Optisyenin arkasında kimse durmamaktadır. Yani çalıştığınız zincir mağaza sahip ve/veya sahipleri sizi korumamaktadır.
Marketler üreticiyi bezdirdi
Migros, Tansaş, BİM gibi market zincirlerinin kendi markalarıyla üreticilere ürettirerek daha düşük fiyatlarla sattığı private label ürünlerde fiyat baskısı üreticiyi yıldırdı.
Dünya Bülteni / Haber Merkezi
Migros, Tansaş, BİM gibi market zincirlerinin kendi markalarıyla üreticilere ürettirerek daha düşük fiyatlarla sattığı private label ürünlerde fiyat baskısı üreticiyi yıldırdı. Üründe marka sahibinin hiçbir sorumlululuk üstlenmemesi nedeniyle de ciddi sıkıntı yaşadıklarını belirten üreticiler, anlaşmaları bozmaya başladı.
Referans'tan Gülşen Cebeci'nin haberine göre, Sezon Pirinç üretiminin yüzde 15'ini özel markalı yaparken bu oranı şimdi yüzde 2'ye düşürdü. Bifa Bisküvi, Ar Kağıt ve Dalan Kimya da private labeldan vazgeçerek kendi markalarına ağırlık vermeye karar verdi.
PLAT Özel Markalı Ürün Tedarikçileri Derneği Başkanı Mete Buyurgan, markaların yasal sorumluluğu paylaşması için Sanayi Bakanlığı ile görüştüklerini belirterek, "Firmalar yeter ki işi alalım diye markaların tüm isteklerini yerine getiriyor. Ancak fiyat baskısı kalitede ciddi sıkıntılar yaratıyor. Sorumluluğun paylaşılması için çalışma yapıyoruz" dedi.
Son 10 yılda hızlı bir büyüme ivmesi yakalayan private label sektörünün yıllık cirosu 2.4 milyar doları aşarken, sektörün ihracatı da 400 milyon doları geçti. Özellikle 2006'dan sonra kabuğunu yırtan sektör, her yıl ortalama yüzde 25 büyüyor. Kriz yılı 2009'da ise sektörün büyüme oranı yüzde 30'u buldu.
BİM, Şok, Dia gibi indirim marketlerinde private label ürün oranı yüzde 65'leri bulurken, zincir mağazalarda bu oran yüzde 17-20 arasında değişiyor.
Zincir marketlerin kendi markalarıyla yaptırdıkları üretimde üreticilerin yüzde 80'nini küçük ve orta ölçekli işletmeler oluşturuyor. En fazla üretim hububat, kağıt, temizlik sektöründe yapılıyor. Bu sektörde üreticilerin marka, pazarlama, dağıtım yatırımı yapmaması ise fiyat avantajını markalı ürünlere göre yüzde 30'lara kadar çıkarıyor. Private Label konusunda marketlerde her hangi bir sınırlama da yok. Komisyonda bekleyen Zincir Marketler Yasası kapsamında marketlere yüzde 20 private label sınırı getirilmiş, ancak daha sonra bu sınır kaldırılmıştı.
PLAT Özel Markalı Ürünler Tedarikçileri Derneği Başkanı ve Hobi Kozmetik Genel Müdürü Mete Buyurgan, sektörde en büyük sıkıntının fiyat baskısı olduğunu vurguladı. Buyurgan, üreticinin işi kaptırmamak için markaların tüm isteklerini yerine getirdiğini belirterek, "Bu durum kalitede ciddi sıkıntı yaratıyor. Ancak tüm sorumluluk da üreticinin üstünde. Perakendeci, pazarlama, tanıtım gibi çalışmaları da yeterince yapmıyor. Sorumluluk ortak olursa herkes üzerine düşen görevi yerine getirir. Bu konuda Sanayi Bakanlığı ile görüşüyoruz" dedi.
Dünya da birçok markanın ve perakendecinin private label üretime yöneldiğine dikkat çeken PLAT Özel Markalı Ürünler Tedarikçileri Derneği Direktörü Zeki Bekdemir ise "Ancak Türkiye'de marka, tüketicinin saygısını ve güvenini kaybetmek pahasına karlılığı öne koyuyor" dedi. Private label üreticilerinin de artık farkındalık yaratarak kendilerini geliştirmeye başladığına dikkat çeken Bekdemir, sektörde ihtisaslaşan firmaların öne çıkacağını vurguladı.
Migros, Tansaş, BİM gibi market zincirlerinin kendi markalarıyla üreticilere ürettirerek daha düşük fiyatlarla sattığı private label ürünlerde fiyat baskısı üreticiyi yıldırdı. Üründe marka sahibinin hiçbir sorumlululuk üstlenmemesi nedeniyle de ciddi sıkıntı yaşadıklarını belirten üreticiler, anlaşmaları bozmaya başladı.
Referans'tan Gülşen Cebeci'nin haberine göre, Sezon Pirinç üretiminin yüzde 15'ini özel markalı yaparken bu oranı şimdi yüzde 2'ye düşürdü. Bifa Bisküvi, Ar Kağıt ve Dalan Kimya da private labeldan vazgeçerek kendi markalarına ağırlık vermeye karar verdi.
PLAT Özel Markalı Ürün Tedarikçileri Derneği Başkanı Mete Buyurgan, markaların yasal sorumluluğu paylaşması için Sanayi Bakanlığı ile görüştüklerini belirterek, "Firmalar yeter ki işi alalım diye markaların tüm isteklerini yerine getiriyor. Ancak fiyat baskısı kalitede ciddi sıkıntılar yaratıyor. Sorumluluğun paylaşılması için çalışma yapıyoruz" dedi.
Son 10 yılda hızlı bir büyüme ivmesi yakalayan private label sektörünün yıllık cirosu 2.4 milyar doları aşarken, sektörün ihracatı da 400 milyon doları geçti. Özellikle 2006'dan sonra kabuğunu yırtan sektör, her yıl ortalama yüzde 25 büyüyor. Kriz yılı 2009'da ise sektörün büyüme oranı yüzde 30'u buldu.
BİM, Şok, Dia gibi indirim marketlerinde private label ürün oranı yüzde 65'leri bulurken, zincir mağazalarda bu oran yüzde 17-20 arasında değişiyor.
Zincir marketlerin kendi markalarıyla yaptırdıkları üretimde üreticilerin yüzde 80'nini küçük ve orta ölçekli işletmeler oluşturuyor. En fazla üretim hububat, kağıt, temizlik sektöründe yapılıyor. Bu sektörde üreticilerin marka, pazarlama, dağıtım yatırımı yapmaması ise fiyat avantajını markalı ürünlere göre yüzde 30'lara kadar çıkarıyor. Private Label konusunda marketlerde her hangi bir sınırlama da yok. Komisyonda bekleyen Zincir Marketler Yasası kapsamında marketlere yüzde 20 private label sınırı getirilmiş, ancak daha sonra bu sınır kaldırılmıştı.
PLAT Özel Markalı Ürünler Tedarikçileri Derneği Başkanı ve Hobi Kozmetik Genel Müdürü Mete Buyurgan, sektörde en büyük sıkıntının fiyat baskısı olduğunu vurguladı. Buyurgan, üreticinin işi kaptırmamak için markaların tüm isteklerini yerine getirdiğini belirterek, "Bu durum kalitede ciddi sıkıntı yaratıyor. Ancak tüm sorumluluk da üreticinin üstünde. Perakendeci, pazarlama, tanıtım gibi çalışmaları da yeterince yapmıyor. Sorumluluk ortak olursa herkes üzerine düşen görevi yerine getirir. Bu konuda Sanayi Bakanlığı ile görüşüyoruz" dedi.
Dünya da birçok markanın ve perakendecinin private label üretime yöneldiğine dikkat çeken PLAT Özel Markalı Ürünler Tedarikçileri Derneği Direktörü Zeki Bekdemir ise "Ancak Türkiye'de marka, tüketicinin saygısını ve güvenini kaybetmek pahasına karlılığı öne koyuyor" dedi. Private label üreticilerinin de artık farkındalık yaratarak kendilerini geliştirmeye başladığına dikkat çeken Bekdemir, sektörde ihtisaslaşan firmaların öne çıkacağını vurguladı.
Bakkallar Zincir Mağazalara Savaş Açtı
[25-09-2010]
Aydın Bakkallar Odası Başkanı İlyas Seçkin, TBMM gündeminde olan Marketler Yasası’nın geciktiğini, zincir mağazaların şimdiden yasaya karşı önlemini aldığını iddia etti.Aydın’da faaliyetlerini sürdüren bakkallara yönelik düzenlenen seminerde, küçük esnafa zincir mağazalarla mücadele yöntemleri anlatıldı. Aydın Bakkallar Odası ve Kariyer Geliştirme Merkezi işbirliğiyle düzenlenen “Ürün Portföyü Oluşturma ve Görsel Düzenleme” konulu eğitim semineri Aydın Kültür Merkezi’nde yapıldı. Seminere Aydın Bakkallar Odası Başkanı İlyas Seçkin, Aydın Marangozlar Odası Başkanı Süleyman Algün ve Aydın Fırıncılar Odası Başkanı Kemal Akdağ ile odaya üye bakkal işletmecileri katıldı.
Seminerin açılışında konuşan Oda Başkanı Seçkin, Aydın il merkezi ve bağlı köylerde 800 üyeleri bulunduğunu söyledi. Genel kurul öncesi oda üyelerine bir takım vaatlerde bulunduklarını anımsatan Seçkin, bakkal esnafının kendisini geliştirmesi için düzenlenen bu seminerinde bu vaatler arasında yer aldığını belirterek, “Bulunduğu bölgenin koruyucusu ve sahiplenicisi olan ‘Bakkal Amca’ların yaşantısını sürdürebilmesi için bir takım önlemler almamız gerekiyor. Her geçen gün sayıları artan zincir mağazalar bizi daha kötü duruma itiyor. Bu nedenle bizlerin teknolojik, ekonomik ve sektörel yenilikler konusunda kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Bizde oda yönetimi olarak üyelerimizi bu konuda bilgilendirerek sektörümüzün yaşamasına katkı sağlamayı amaçlıyoruz” dedi.
MARKETLER YASASI
Mecliste görüşülecek konular arasında yer alan Marketler Yasası’nın çok geciktiğini öne süren Seçkin, kanan hakkında bilgi sahibi olan zincir mağazaların şimdiden önlem almaya başladığını savunarak, “Marketler Yasası’nın çıkarılması çok geçikti. Zincir mağazalar bu yasaya karşı bir nevi önlemlerini aldı. Artık zincir mağazaları mahalle aralarında bile görmek mümkün hale geldi. Artık bu marketler bizi daha çok tehdit eder hale geldi. Biz bakkallar yasanın çıkmasını dört gözle bekliyoruz. Yasanın yeniden gözden geçirilerek güncellenip en kısa sürede çıkarılmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.
(İHA)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)